Travma

Travma


Travma bedensel ya da ruhsal yaralanma olarak tanımlanabilir. Ruhsal travma basın aracılığıyla da sıklıkla gündeme gelen gasp, dayak, cinsel taciz, tecavüz, savaş, terör, yangın, doğal afetler yanı sıra yaşanan kayıplarla birlikte algılanan tehditle dışa vuran tepkiler topluluğudur. Son zamanlarda özellikle tüm dünya gündeminde olan güneydoğu asya ülkelerinin yaşadığı tsunami feleketi aslında izleyen tüm insanlık için bir tehdit olarak kabul edilebilir ve ulusça 1999 depreminde yaşadığımız travmanın benzerini yine gözlemek içten bile değildir. Tabiiki,  toplumsal yaşanan travmaların yanında bireysel yaşanan ölüm acısı, ölüm tehdidi yaratan durumlar fiziksel bütüne gelen hertürlü saldırıyı sebep olarak ele alabiliriz. Yukarda sayılanlarla birlikte aile içi şiddet, çocuk istismarı, sevgi yoksunluğu, trafik kazaları, iş kazaları da var.

Yaşanan travma ile birlikte olayın yaşandığı ilk bir ay içinde akut stres bozukluğu adını verdiğimiz durum gelişebilir. Bu rahatsızlık ilk tanımlanmaya başladığı dönemlerde toplumsal savaş acıları yaşanmaktaydı ve ‘’muhabere yorgunluğu,, 2. dünya savaşı sonrası da 22toplama kampı sendromu,, olarak anılmaktaydı. Özellikle Vietnam savaşının sonuçları bu  durumu sıkça gündeme getirmeye başladı.

Yıllardır yapılan çalışmalarda toplumsal yaşanan travmalarda görülmüştür ki travma sonrası şiddet belirleyici olan olay aile üyelerinin kaybı, yaralanması olmuştur.Silva ve arkadaşları 2000 yılındaki çalışmalarında çocuklarda aile içi şiddet ve fiziksel istismar travma sonrası stresi belirlemktedir.

Yaşanan duygular ya da yakınmalar nedir?

kişi aşırı korku, çaresizlik duyguları yaşar. Dalgınlık, tepkisizlik ya da ağlama- gülme tepkilerini belirleyememe, aşırı uyarılmışlık hali, irkilme, yerinde duramama, huzursuzluk, çöevreyi olduğu gibi algılamakta güçlük, olup bitenlerin farkındalığında azalma olduğu gibi travmayla ilişkili olayları hatırlayamama ya da kısmen hatrılama olabilir.hatırlandığında olay tekrar tekrar gözünde canlanır buna engel olamaz, rüyalarına girer, kabuslar görür. Olayı tekrar yaşıyorcasına olumsuz hisler duyabilir veya olayı hatırlatan bir durumla karşılaştığında aynı kaygı ve bunaltıyı yaşayabilir. 1999 depremi sonrası televizyondaki görüntülerle birlikte ulusça travmayı en canlı biçimde yaşadık. Olumsuz hatıraları uyandıran olaylar, haberler, konuşmalardan kaçınma davranışı ve uzaklaşma olur.

 Neden önemli?

Tüm bu yaşantılar, kişinin sosyal ve işyaşamında bozulmaya zamanla da başka ruhsal bozukluklara dönüşebiliyor. Gastrit, yüksek tansiyon gibi fiziksel hastalıkların yanı sıra depresyon, intihar girişimleri, alkol ve uyuşturucu kullanımı,kişilik bozukluklarıyla birlikte suç işlemeye eğilim, panik bozukluk, cinsel işlev bozuklukları bazen de psikotik bozukluklar şeklinde psikiyatrik rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Bireysel rahatsızlıkların maddi ve manevi kayıp olarak toplumsal sonuçları da olacaktır.  New York Tıp Akademisi’nde yapılan bir çalışmada, savaşa, felakete, cinsel tacize ya da çocukken kötü muameleye maruz kalmış 50 bin kişinin katıldığı 12 araştırma analiz edildi. Katılımcılardan travma sonrası stres bozukluğu  olan kişilerin, kalp krizi geçirme riskinin 6 kat daha yüksek olduğu, riskin sürekli korku halinde ve depresyon durumunda daha da artığı ortaya çıktı.

 Kimler yatkındır?

Daha önce yaşanmış bir travma öyküsü ya da depresyon, ayrılıklar, kayıpların olması travma için risk faktörüdür. Travma döneminde, öncesi ve sonrasında yeterli aile desteği ve eğitiminin bulunmaması vaya ailede psikiyatrik hastalık bulunması da yine travma için bir yatkınlık sağlarken yaşanan olayla yüklenilen duygu çatışmalarıyla başedebilecek alt yapının bulunmaması da ayrıca önemlidir.

 Sıklık?

Her üç bireyden birisi hayatlarının bir döneminde travmatik bir olayla karşılaşır. Hayat boyu bakıldığında travma sonrası stres bozukluğu kadınlarda %10 iken erkeklerde %6’dır. Yapılan çalışmalar göstermiştir ki travmayla karşılaşanların %40’ ı iyileşebilmekte, %50 ‘si şikayetlerinin devam ettiğini bildirmiştir ve bu durumda travma sonrasında stres bozukluğundan bahsediyoruz.Kadınlarda belirtiler daha şiddetli ve daha uzun sürelidir. Aynı zamanda kadınlarda cinsel taciz ve tecavüz şeklinde travmalar yoğunlukta iken erkeklerde silahlı saldırı , şiddet, kavga olarak etken olmaktadır. Şu da belirlenmiştir ki, insan eliyle oluşturulan saldırıya maruz kalanlarda ruhsal travma riski doğal afetlerden fazladır.

Dünya Sağlık Örgütünün Kadın Sağlığı ve Gelişimi Bölümünün 1997’de yayınladığı belgede; kadına  yönelik şiddetin dünyada her türlü toplumda yaygın olarak görüldüğü, her beş kadından birinin hayatlarındaki erkekler tarafından fiziksel ya da cinsel yönden şiddete uğradığı belirtilmektedir. Aynı belgede, kadına yönelik şiddetin  üreme çağındaki kadınların, ölüm nedenleri ve sakatlıkları  arasında kansere eşdeğer ciddiyette olduğu vurgulanmaktadır.

 Tedavi?

Kişinin durumuna göre tedavi biçimi belirlenir. Bazen akut dönemde bulunduğu çevreden uzaklaştırma ile hastanede yatışta uygun olabilir. Bilişsel, grup terapisi veya ilaç tedavisinde biri veya ikisi kombine uygulanabilir. Bilişsel tedavide özellikle kişinin kendisine ve çevresine olan düşmanlık, öfke, yetersizlik, yalnızlık, suçluluk düşünceleri olumlu düşünceye çavrilmeye çalışılır.

 Neler yapılabilir?

Travmayla karşılaşan herkesin bu duruma uyum sağlamsını bekleyemeyiz.Travma kişinin hayatında belirleyici nokta olabiliyor.şu olaydan önce ya da sonra,, milat gibi.

Çevrenizde size yakın olan insanlarla konuşmaktan çekinmeyin, duygularınızı paylaşın. Paylaşmak çaresizliği, ümitsizliği azaltır. ancak Kötü senaryolar yazıp bu konu üzerinde zaman harcamayın.

Yaşananları saniye saniye televizyonda izleme ölçüsünü de kaçırmayın.

En önemli sorunlardan biri de çocukluk yaşta yaşanan travmalardır. O yaşlarda ifade güçlüğü, çekingenlik olabilir. Yaşadıklarını örtmek yerine duygulartını oyun ya da sözle anlatmalarına izin verilmeli. Onları anladığımızı yine onun anlayacağı şekilde ifade etmeliyiz. Davranış değişiklikleri baş gösterdiyse ruh sğlığı uzmanına geç kalmadan başvurmakta fayda vardır. Çünkü çocuk yaşlarda sorunların iz bırakmadan çözülme şansı daha yüksektir.

Sosyal desteğin güçlü olmasının sonuçlarının gösterildiği bir çalışmada Şili ve California depremlerinde, depremzedelerin kontrol grubuna göre travma sonrası stres bozukluğu açısından farklılık gözlenmiştir. Şilili depremzedelerde sosyal desteğin daha zayıf olmasıyla orantılı olarak travmanın 7 kat daha fazla olduğu tespit edilmiştir.

Yaşananlar;

Hastalar çoğu kez travmadan bahsetmeksizin belki de yılların üzerineden geçmesine karşın travmanın izleri ile başvurur.  depresyon hastası elli yaşlarında bir bayan hastam vardı. Depresyonla birlikte cinsel soğuklukta evlliğin başından beri mevcuttu. Eşiyle belirgin bir sorunları da yoktu.tedavi ve takip süreci içinde ortaya çıkan hikaye ‘’30 yıllık evliydi ve evliliğin hemen ilk yıllarından bu yana depresif yakınmaları vardı. Ancak eşini her zaman kendisine cinsel tacizde bulunan üvey babasına benzetiyordu. Ancak bunu şimdiye dek hiç paylaşamamıştı,,  zamanında olan paylaşımın önemi burada ortaya çıkıyor. Bu hastamızda bu paylaşımla giden terapi ve ilaç tedavi süreci sonucunda yüzgüldürücü sonuç alabildik. Her zaman bu kadar şanslı olamayabiliyoruz da. Genç yaşlarda bir bayan hastanın tecavüz sonrası yaşadığı ızdırabı , kendine zarar verme girişimleri ardından ailesiyle birlikte şehir değiştirmek zorunda kalmışlardı. Ancak bu değişim de onu rahatlatamadı maalesef.. yaşadığımız depremin 5 yıl sonrasında izlerini hasta hikayelerinde bulabiliyoruz.

 

Paylaş

Gelisim Psikiyatri