Takıntılı Aşklar

Takıntılı Aşklar


Aşk Patolojileri

Sevgiyi anlatmak güç olsa da, neyin sevgi olmadığını ya da sevgiye uzak olduğunu anlatabiliriz. İnsan, düşkün olduğu kişiye de kızabilir, yalnız kalmak isteyebilir. Ama karşıdaki kişi sağlıklı bir düşünce yapısına sahip değilse, bu geri çekilmeyi, üçüncü bir kişiye yönelik ilgi gibi algılayabilir. Veyahut sevdiğinin en ufak bir şey için bir başka kişiyle ilgilenmesini kendisine karşı ilgisizlik olarak yorumlar. Kendisinden beklenen her şeyi emir, her eleştiriyi küçümseme olarak kabul eder.

Bir insanın bir başkasına duyduğu körü körüne hayranlık da hayra alamet değildir. Kişi hayran olduğu insanı öylesine yüceltir ki onda hiçbir hata görmek istemez, hatayı ve sevdiğini yan yana kabul edemez. Böylesi bir bakış, çok kolay terk etme ve terk edilmeyi getirir. Şüphesiz sevdiğimiz insandan beklediğimiz şeyler vardır; sadakat, destek, tatmin hatta fedakârlık. Ancak beklentiler gerçekçi ve doğal olmalıdır.

Sevgi ile hastalık derecesinde sevgi arasındaki fark, sevgide sevme duygusunun önce gelmesi, diğerindeyse temel ihtiyacın güven olmasıdır. Kişi durumunun farkında değilse, ki çoğunlukla değildir, yaşadığı karmaşa zihnini bulanıklaştırır. Aslında onun ihtiyaç duyduğu, karşısında güvendiği birisinin olmasıdır. Sevgi sandığı şey de, kendisine gösterilen ilgiye duyduğu minnettir. Bağımlı kişilik örüntüsü olan insanlarda bu tip tepkiler sıklıkla görülür.

Sevme yeteneğini geliştiremeyen kişiler, minnetin dışında kalan unsurları, yani muhatabının kişiliğini, hususiyetlerini, ihtiyaçlarını, isteklerini, sınırlarını pek fazla önemsemezler. Bu tip ilişkilerde, ihtiyaçla sevgi birbirine karışır. Söz konusu kişiler, bazen sevgiyi bulsalar da buna inanamazlar. Çünkü ancak başkalarını gerçekten seven bir insan, kendisinin de sevilebileceğine ikna olur. Oysa bu kişiler sevilebilir olduklarına inanmıyorlardır. Sevme yeteneğinin kendileri de dahil kimsede olamayacağına şartlanmışlardır. Hep bir şüphe duyarlar, gerçek sevgiyle karşılaştıklarında bile kaygıya kapılabilirler. Duydukları kaygı dolayısıyla, farkında olmadan kendilerini sevgiden mahrum bırakabilirler.

Patolojik aşkın en belirgin özelliklerinden birisi, âşığın karşısındakini maniple etmesidir. Yani karşısındakini yönlendirmeye, zorla bir davranışa sevk etmeye yönelik tutumlar sergileyebilir. Adeta sevdiğine “Ben senden başka bir şey istemiyorum, senin için ölürüm, yeter ki beni sev” demektedir. Burada, gözden kaçmaması gereken bir zorlama vardır; kontrolü güç olan bir şeyi oluşturmak yönünde bir zorlama… Oysa olgun aşk özgür bırakabilmektir. Özgürlük, sevmek ya da sevmemek seçimini, sevilen kişiye bırakmaktır. Ne zaman karşı tarafın da nefes aldığı, onun da bir hayatının olduğu, herkes gibi onun da kimi zaman hata yapabileceği fark edilirse, o zaman aşk gerçek yaşama uyarlanmaya başlar.

Âşığın ileri giden tavırlarına hoşgörülü olan toplumumuzda, “sevdiğin için öl-öldür” öğretisinin yerleşik hale gelmesi, aşkın patolojik boyuta taşınmasının yolunu açmaktadır. Kendini köprüden veya çatıdan atmakla, üstünü başını yakarak intihar etmekle tehdit ederek, artık kendisinin olmayan -belki de zamanında kıymetini bilmediği- eşini geri kazanma çabaları çoğu zaman acıma duygusuyla karşılanır. Oysa burada geri çağrılan kişiye eziyet uygulanmakta, kişi belki de hiç istemediği bir ilişkiye katlanmak zorunda bırakılmaktadır. Sağlıklı bir ilişki bile duygu sömürüsü ve baskı altında uzun süre yürümezken, ortada patolojik bir durum varsa, güya “sevilen” kişi tehlikenin kucağına itilmiş dahi olabilir.

Aşk patolojilerinin tümünü “karşılıksız aşk sendromu” içinde inceleyenler vardır. Birincil aşk patolojilerinin yani herhangi bir hastalığın belirtisi olmaksızın ortaya çıkan -gerçek bir ilişki olsun ya da olmasın- aşk patolojisini yaşayan kişinin, normal dışı savunmalar geliştirdiğini biliyoruz. Geliştirilen savunmanın çeşidine bağlı olarak, patolojinin şiddeti değişmektedir. Savunmalarla beraber, kişilik özellikleri, yaşam koşulları, öğretiler, kültürel özellikler ve değişimlere paralel farklı aşk yaşantıları ortaya çıkar.

“Aşk” denilen olgu, bırakın patolojik durumları olağan seyrinde bile kimi zaman kişiyi psikolojik desteğe ve yardıma muhtaç bırakır. Aşk patolojilerinde durum hem seven hem de sevilen için çok daha zorlaşmıştır. Aşk patolojileri, başka ruhsal rahatsızlıkların seyri sırasında ikincil olarak da ortaya çıkabilir. Bu da sıkça rastlanılan bir durumdur.

Bağımlı Kişilik Bozukluğu

Bağımlı kişilikler onaysız yaşayamazlar. Neredeyse nefes almak için dahi onay beklerler. Kendileri için önem taşıyan konularda bile onlar adına bir başkasının karar vermesini isterler. Herhangi bir karar alsalar da destek görmeden uygulamaya geçemezler. İş başvurularını dahi anne ya da babalarının yapmasını beklerler. İnsanları uzaklaştırmamak için kendilerine zarar verebilecek tekliflere dahi hayır diyemezler. En büyük zaafları hayır diyememektir. Kendilerinden beklenmeyen işleri bile üstlenmeye hazırdırlar. Onay görmek için kimsenin yapmak istemeyeceği işleri kolaylıkla kabullenirler. Eleştiriden çok fazla etkilenirler.

Yalnız kalmaktan ölesiye korkarlar. Ayrılıklar onları derinden etkiler. Yeni bir ilişkiye başlamadan, eskisinden vazgeçemezler. Yaşadıkları her ne kadar kendilerini zorlayan bir ilişki olsa da ona devam ederler. Yetersiz olduklarına o kadar çok inanırlar ki zaman içinde gerçekten yetersiz kişilere dönüşürler. Bağımlı kişiliklerin, genellikle sahiplenici, hükmedici özelliklere sahip kişilerle evlendikleri gözlenir. Hatta antisosyal erkeklerle birlikte olanlar da vardır. Dayak yemeye göz yuman kadınların ve alkolik erkeklerin büyük kısmı bağımlı kişilik yapısındadır.

Bağımlı kişilik yapısının gelişiminde ebeveynlerin etkisi büyüktür. Çocuklukta gerçek bir ihtiyaç olan anneyle yakın ilişki, yaş ilerlediği halde anne tarafından desteklenerek devam ettirilirse kişi kendi başına bir şeyler yapabileceğine inanamaz. Anne de buna inanmak istemez, çünkü bunu çocuğunun kendinden uzaklaşması olarak algılar.

Küçük yaşlardan itibaren getirilen yoğun kısıtlamalar, yasaklamalar ve çocuğa yanlış yapma hakkının tanınmaması, onun isyankâr ya da bağımlı bir kişi olmasına yol açar. Hatta öyle ebeveynler vardır ki, genç zaman içinde kendi evini kurup bağımsızlaşmak istese, olay sütünü helal etmemeye kadar ileri götürülür. Literatürdeki vakayı tekrarlarsak, 40 yaşına kadar annesini emen bir erkek hasta, annesinin ölümüyle ağır bir depresyona girmiştir. Burada annenin de hastanın da bağımlı yapıda oldukları çok açıktır. Annenin koruyuculuğunda gerçek dünyanın acımasızlığından korunan kişinin, bir terk edilme ile karşılaştığında yaşadığı ıstırabı düşünün… Kişi böylesi bir ıstırap yerine, gerekirse şiddete ve işkenceye bile katlanır.

Kişinin duyduğu bağımlılık ihtiyacı aşırı boyutlara ulaştığında, durum bağımlı olunan kişiyi tehdit etmeye kadar varır. “Beni terk edersen, çok kötü şeyler olabilir. Sonra bundan sen de sorumlusu olursun” diyerek karşı tarafa suçluluk duygusu yükleyebilirler. Yalnız bırakılmaktan ölesiye korkan genç bir kadın, kendisine zarar verme tehdidiyle eşinin şehir dışı seyahatlerine çıkmasına bile engel oluyordu. Bu durumdan bıkan erkek, ayrılmaya karar verdiğinde kadın için artık dünyanın sonu gelmişti. İntihara teşebbüs etmiş, neyse ki kurtarılmıştı. Kadının bağımlı kişiliğine yönelik terapi ile kısmen yol kat edilebilmiş ve kadın artık eşinin iş seyahatlerine katlanabilir hale gelmişti.

 

BAĞIMLI KİŞİLERLE AŞK

Edebiyat ve sinemada sıkça bağımlı kişilik ve ilişki örneklerini görürüz. Anna Karenina da bunlardan birisidir. Bağımlı aşkta aşırıya varan bir sevgi söz konusudur. Aşk insana acı veriyorsa “aşırı”lıktan söz edilebilir.

Şimdi bağımlı kişilerin öykülerine göz atalım:

“Orhan ile ayrılalı beş ay oldu. Aynı iş yerinde çalışıyor olmamız çok kötü. Onu her gün görüyorum. Eskisi gibi olalım istiyorum. Ama o kesinlikle reddediyor. Benim gerçek anlamda birlikte olduğum ilk kişi Orhan. Ondan önce de erkek arkadaşlarım olmuştu ama onlar kısa sürmüştü.

Orhan’la tanıştığımızda çok gençtim, 19 yaşındaydım. Her şey çok iyi gidiyordu. Ama o benim kendisine bağımlı yaşamamı istemedi. O ne yapmak istiyorsa ben ona uyuyordum. Orhan dışarı çıkmak istediğinde dışarı çıkıyor, istemediğinde evde kalıyordum. Zaten işte de bir aradaydık. Bütün zamanımı ona ayırıyordum. Sosyal hayattan kopmuştum. O okumadığı için ben de okulumu yarım bıraktım. Onu öyle bir hale getirmiştim ki, her söylediğini doğru kabul ediyorum. Orhan, kendisinin dışındaki insanlara karşı çok sert davrandığımı söylüyor.”

 

Bir başka vaka ise şunları anlatıyor:

“Ondan kopamıyorum, ayrılmış olsak da onu hâlâ çok özlüyorum. Beni o kadar çok sahiplenmişti ki… Sahiplenilmek çok hoşuma gidiyordu.

Şimdiye kadar hiçbir erkeğe güvenemedim, sadece ona güvenmiştim. Aramızda yedi yaş fark vardı. Çok yakışıklı diyemem, hatta görenler, çirkin olduğunu söylüyordu. Ama saygılı, karizmatik, insanı el üstünde tutmayı bilen biriydi. Konuşma tarzı beni çok etkilemişti. Bir dediğimi iki etmezdi. Ne istesem hemen yapmaya çalışırdı. Beni çok kıskanırdı. Hiçbir yere yalnız yollamazdı. Sadece yanında çalıştırdığı ve güvendiği bir kişiyle çarşıya gönderirdi.

Başta, birlikte geçirdiğimiz zamanlar çok güzeldi. Sonra problemler başladı. Bir ay olmuştu ki, arkadaşlarım onun evli olduğunu söylediler. Üstelik iki tane de çocuğu vardı. Önce söylenilenlere inanamadım, beni kıskandıklarını düşündüm. Kendisiyle konuştum, ona bakılırsa arkadaşlarım yalan söylüyorlardı. Sonra nüfus cüzdanını gösterdi, bekâr yazıyordu. Ondan sonra bu konuyu hiç açmadık.

Aradan üç ay geçmişti ki ailem durumu öğrendi. O sırada ben de hamile kalmıştım. Ailem ısrarla bu ilişkiye son vermemi istiyordu. Ben de onun hakkında söylenilenlere inanmadığımı söyledim, Orhan’dan ayrılmayı reddettim. Orhan’ın yanına kaçtım.

Önce çocuğun doğmasını istemişti ancak dördüncü ayda çocuğu aldırmak için beni zorladı. Çok zorlu ve kanamalı bir aldırma olayı yaşadık. Bu arada sorunlarımız da artmaya başlamıştı. Onu sevdiğimi kanıtlamak için idrarını içmemi istedi. Önce bu istek bana iğrenç geldi ancak onu sevdiğimi göstermek için bir yudum aldım. Aslında dışkısını da yememi istemişti, ancak onu yapamadım. Beni eve kapıyor, kimseyle görüşmemem için perdeleri sıkı sıkı örtüyordu.

Bir aradayken bana öyle güzel sözler söylüyordu ki… Ama kızdığında da sürekli dövüyordu beni. Tekmeliyor, tokat atıyor, aşağılıyordu.

Kaçtıktan bir süre sonra ailem bizi ihbar etti. Polisler izimizi buldular, karakola götürüldük. Aslında ailem muhafazakârdır ama neler yaşadığımı öğrenince tekrar eve dönmemi kabul ettiler. O da polislerle konuşup yeniden eşine dönmeye karar verdi. Eğer isteseydi, ben yine onunla kalırdım…”

Bağımlı ilişki ne kadar uygunsuz ve yıpratıcı olsa da, ondan vazgeçmek zordur. Nermin adlı bir danışanımız, 10 yılını tüketen bir bağımlı aşk yaşamıştı. Uğruna işini, evini, ailesini terk ettiği aşkı, kendisini defalarca aldattığı ve evlilik vaatleriyle oyalayıp her seferinde vazgeçtiği halde, Nermin bir türlü ondan kopamıyordu. Hatta terk edildiğine bile inanamıyordu. Ona göre bu bir yalan, kandırmacaydı.

Sigara, alkol, eroin bağımlılığı gibi sevgi bağımlılığı da oluyor. Sevilenden ne olursa olsun vazgeçememek… Tıpkı bağımlılık geliştirilen maddeler veya alkol, kişinin vücudunu bitirse de onlardan vazgeçilemediği gibi, bağımlı yapıdaki kişi için bağlandığı kişi her şeyin üstündedir. Sevdiği kişiden kabul görmek adına başkası gibi davranır. Onun tarafından kabul görmek, kendisiyle ilgili algılamasını olumlu yönde etkiler.

Sevdiğinin kendisinden uzaklaşmasını engellemek için sürekli onun davranışlarını kontrol eder. Bu şekilde ilişkide problem çıkmamasına ve ilişkiyi devam ettirmeye çalışır. Dolayısıyla karşısındaki kişinin düşünceleri, hissettikleri onun için çok önemlidir. Ancak her şart altında kabul görme, onaylanma ihtiyacı gerçek duygu ve düşüncelerini ortaya koymasını engellerse, ilişkide gerçek bir yakınlık oluşmaz.

Bağımlı kişi bütün enerjisini, ilişkiyi devam ettirmek için harcar. Bu nedenle kendisine ayırdığı zaman son derece sınırlıdır. Arkadaşlarına, kişisel gelişimine harcadığı vakit yok denecek kadar azdır. Dostlarıyla görüşse bile, yaptığı sohbetler hep sevdiğiyle, onun düşünceleriyle, hissettikleriyle ilgilidir. Cümleleri çoğunlukla onun ismiyle başlar.

Bütün dikkati ilişkiye odaklandığı için en ufak bir problemde bile rahatsız olur. Problemleri hemen karşısındaki kişiye yükler. Onun değişmesini ister. Her şey karşısındaki kişiye bağlıdır. Bu bağ, aslında ona kendisini güçsüz hissettirir. Kendini güçsüz hissetmekten korktuğu için de tam aksi davranışlar gösterir. Sert, yargılayıcı ve karşısındakini suçlayıcı tepkiler göstererek kendini korumaya çalışır. Ancak verdiği tepkiler, ilişkideki sorunların çözümünü engeller.

Bağımlı kişileri biliriz; yalnız kalmaktansa değer yargılarına, beklentilerine hiç uymayan işlerin ve ilişkilerin içine girebilirler. Çünkü kabul görmek onlar için vazgeçilmezdir. Normal şartlarda, insanlara bağlanabilme yetisi kişiyi koruyucu özelliktedir ancak abartılı bağlılıklar patolojilere yol açar. Bağımlı kişi, terk edilmeye tahammül edemez. Terk edildiğinde veya sevdiğiyle tekrar bir araya gelemeyeceğini anladığında, onun yerini dolduracak yeni kişiler bulmayı amaçlar. Çünkü sevdiği kişinin olmaması kendisinin de yok olması demektir. Kendi varlığı, bağlandığı kişiye bağlıdır. Nasıl kalp durduğunda yaşam sona ererse, ayrılık hali de seven için adeta yaşamı durdurur. Ayrılıktan bu denli korktuğu için, karşısındaki kişinin kendisini aşağılamasına, kendisiyle alay etmesine hatta aldatmasına tepki göstermez.

Aslında ne kadar kötü şeyler yaşarsa yaşasın, sevdiğinden kopamadığı için içten içe acı çeker. Duyduğu acı nedeniyle, ondan uzaklaşmaya çalışır fakat ayrılığa dayanamaz ve tekrar bir araya gelmek adına elinden geleni yapar. Sevdiğinin telefonuna mesaj atar, işyerine gider, kendisi acı çektiği için karşısındakinin de acı çekmesini ister ve ona hakaret eder.

Sürekli aynı şeyleri yaşamak, bir süre sonra yorgunluğa sebep olur. Ve bağımlı kişi ne kadar çaba sarf ederse etsin, ilişki günün birinde sona erebilir. Ayrılık gelip çattığında yaşanan hayal kırıklıkları nedeniyle depresyona kadar uzayan bir süreç başlayabilir.

 

Bağımlı kişinin karakteristik özellikleri

  • Ø Duygusal ihtiyaçların karşılanmadığı bir ailede büyümüş olmak
  • Ø Terk edilme korkusu yaşamak, ilişkinin bozulmaması için elinden gelen her şeyi yapmak
  • Ø Sevdiği mutlu etmek pahasına, kendisini sıkıntıya sokacak şeyleri göze almak
  • Ø Özsaygısı düşük bir kişiliğe sahip olmak
  • Ø İçten içe hayattan zevk alma hakkını kazanmak zorunda olduğuna ve aslında mutlu olmayı hak etmediğine inanmak
  • Ø Karşı cinsin ilgisine ve duygusal acıya bağımlı olmak
  • Ø Duygusal açıdan kolayca etkilenmek
  • Ø İlişkilerini problemli ve yardıma ihtiyacı olan birine tutunarak devam ettirdiği için kendi sorumluluklarına odaklanamamak
  • Ø Kibar, kararlı, güvenilir kişilerden ziyade içine kapanık, sıkıntılı, depresif karakterleri çekici bulmak
  • Ø Somut maddelere (uyuşturucu, alkol veya belirli bir yiyeceğe özellikle şekerli gıdalara) bağımlı olmak

 

Bu özelliklerin hepsi tamamıyla uymasa da, bağımlı kişilik yapısının genel özelliklerinin bunlar olduğunu söyleyebiliriz.

 

 

Obsesif Kompülsif (Takıntılı) Kişilik Bozukluğu

Obsesif kompülsif bozuklukta olduğu gibi, obsesif kişilikte de davranışlar, düşünceler ve detaylara odaklanma söz konusudur. Ancak işlevsellik hastalık düzeyindeki gibi bozulmaz. Ayrıca hastalıkta olduğu gibi belli noktalarda şiddetlenen bir durum değildir.

Obsesif kişiler detaylarla öyle çok uğraşırlar ki işin aslından uzaklaşırlar. Dolayısıyla işleri hiç bitmez. Aşırı titiz olmaları ve kusursuzluk için uğraştıkları için “ya hep ya hiç” kuralını uygularlar. Sherlock Holmes titizliğiyle davranırlar. Kuralları, kendileri için olduğu kadar çevredeki kişiler için de geçerlidir, bu konuda taviz vermeyecek kadar katıdırlar. Kurallara uymayanları kolay kolay affetmezler. O kadar ince eler sık dokurlar ki evlilik konusunda karar veremeyip yıllarca bekâr yaşayabilirler. Her konuda uzun uzun düşünür, meseleyi etraflıca tartar ama sonunda kararsız kalırlar. Bir çorap almak bile saatlerini alabilir, tezgâhtarı da bıktırırlar.

Sorumluluklarına sıkı sıkıya bağlıdırlar, buna çok dikkat ederler. Çalışkandırlar ve bu durum, çoğu kez onları başarıya ulaştırır. Ancak sıfır hata beklentisinde oldukları için kendilerini çok yorarlar.

Küçük bir olayı en küçük ayrıntısına kadar, bazen de tekrarlayarak anlatmaları bıktırıcıdır. “Sözün özü nerede” diye sorulmasına neden olurlar. Her şeyi mantıklı biçimde açıklama çabasında olmaları ilişkilerinde sıkıntı yaratır. Hatıralarını, geçmişi, yaşadıklarını bir kenara atamadıkları gibi eski eşyalarını, artık kullanmadıkları oyuncaklarını, eski gazeteleri, bile atamazlar. Evlerinde bunların hepsi için ayrılmış bir yer vardır. Zamanla evleri neredeyse çöp eve dönebilir.

Çocukta, özellikle tuvalet eğitiminin verildiği anal dönemde (2-4 yaş arası) ebeveynler tarafından yapılan baskı ve uygulanan katı tutumların, bu kişilik yapısının gelişiminde önemli olduğu düşünülmektedir. Katı ebeveyn tutumlarıyla büyüyen çocuklar, küçücük bir hatada bile eleştirildiklerinden veya cezalandırıldıklarından, kendilerini daima düzenli, ciddi, başarılı olmak zorunda hisseder ve hata yapmama gayretine girerler. Kendi istek ve arzularını bastırırlar. Duygularını ifade etmekte zorlanırlar. Her konuda en ufak ayrıntıya dikkat eder ve eleştiri duymamaya çalışırlar. Bu kişiler yetişkinlikte de, ilişkilerinde hiçbir olumsuzluk yaşamamak için her ayrıntıya önem verirler; dolayısıyla kendilerini ilişkiye bırakamazlar. Uzak bir ihtimal dahi olsa, riske girmek istemezler.

 

OBSESİF KİŞİLERLE AŞK

“Hüsna ile on yıl önce tanıştık. On yıl boyunca büyük bir aşk yaşadık. On yılın sonunda davranışlarında değişmeler başladı. Benimle daha fazla birlikte olmak istediğini söylüyordu. Ben ona bunun mümkün olmadığını söylediğimde aşırı tepkiler göstermeye başladı. Ben onu bazen günlerce aramıyorum. O ise günde en az on kere beni arıyor. Sürekli rahatsız ediyor. Cevap verene kadar telefonu sürekli çaldırıyor. Konuştuktan sonra bir süre duruluyor. Ama ardından tekrar aramaya başlıyor. Son aradığında, ‘Bir ilaç olsa da beni uyutsa, uyandığımda seni hatırlamasam’ diyerek kapattı telefonu.”

Bir de daha alıştığımız daha ileri yaşlarda yaşanan bir hikâye anlatalım:

Ayşe 58, Mehmet 65 yaşındaydı. Tanışalı 2 yıl olmuştu. Ayşe, Mehmet’e âşık olduğunu düşünüyordu. “Her an onu düşünüyorum. Zihnim sürekli onla meşgul. Beğendiğim o kadar çok yönü var ki… Mehmet çok güzel konuşan bir adam. Kadınlara çok güzel davranıyor. Ancak özel bir ilgi göstermiyor. Onun asıl ilgilendiği şey, işi ve sosyal faaliyetleri. Bana içten davranmıyor. Aradığım zaman benimle konuşuyor, iyi davranıyor. Ama hiç ilk arayan o olmuyor, hep ben onu arıyorum. Aramadığı zaman kızıyorum ona. Konuştuktan sonra bir süre rahatlıyorum ama bir süre sonra yine sıkıntı duymaya başlıyorum. Onu hiç aklımdan çıkaramıyorum.”

Obsesif âşık mükemmeli arar ve aradığını bulduğuna inandığında ona ulaşmak için çabalar. Sevdiği kişi her yönüyle onun istediği gibi olmalıdır. İstemediği bir davranışla karşılaşırsa tolerans göstermekte zorlanır. Sevdiğinin her davranışının doğru olması gerekir, hatalı davranışa tahammül edemez. Hataya tolerans gösterememesi, karşısındaki kişiyi incitir ve onda yetersizlik hissi uyandırır. Karşı taraf, obsesif âşığın düşünce sistemine uygun davranmaya başlarsa da, bir süre sonra ilişki kendisi için mutsuzluk veren bir hal alır.

Obsesif âşık hata yapmaktan korktuğundan, âşık olduğu kişinin duygularını anlayabilmek için ayrıntılara dikkat eder. Detaycılığı ve kurallara verdiği önem, kendisine verilen sözleri kesinlikle unutmamasına yol açar. Verilen sözler yerine getirilmediğinde öfkelenir ve hayal kırıklığı yaşar. Gereğinden fazla tedbirli olması ve sürekli duygularını kontrol etmeye çalışması, kurduğu ilişkilerde iletişim problemlerine neden olur.

Obsesif âşık için belirsizlik çok rahatsız edicidir. Belirsizliği hissetmemek için sevdiği kişiyi daima arar, onu görmek için çabalar. Onun gittiği yerlere gider, sesini duyabilmek için telefon eder.

Obsesif âşık sorun yaşandığında bunun nedenini bilmek ve sorunu çözmek ister. Pasif tepkiler, konuşmama, surat asma onu çok rahatsız eder. Bu nedenle sorunların net bir şekilde ifade edilmesi onunla girilen ilişkiyi olumlu etkiler. Ona verilen sözleri tutmaya azami gayret sarf edilmeli, tutulamayacak sözler verilmemelidir. Onu eleştirirken somut açıklamalarda bulunmak, söylenilenleri dinlemesini sağlar.

 

 

 

Paylaş

Gelisim Psikiyatri