Psikoterapide Sevginin Öncül Belirtileri

Psikoterapide Sevginin Öncül Belirtileri


Fromm’a göre (1956,1980) gerçek sevgi içsel üretkenliğin ürünüdür ve başkalarına yönelmiş sevecen bir ilgiyi, saygıyı ve sorumluluğu içerir. Üretkenlik ve ürün gibi kavramların konuya aktarılıp aktarılmayacagı tartışmalıdır; ancak ilgi,saygı ve sorumluluk açısından Fromm’a katılmamak olası değildir. Bunlara kabullenici bir eşduyumu, ürkütmeyen bir yakınlığı, önemseyici bir anlayışı ve sıcaklığı da katmakta yarar vardır. Bunların tümü sevginin ‘’öncül belirtileri’’ olarak ele alınacaktır.
Ruhsal bozukları olan hastalar aynı zamanda sevgi açısından da çarpıklıklar gösterirler. Bazıları sevgiye gereksinim göstermeyen, bazıları da ondan korkan bir tutum sergilerler. Bazıları ise sadece sevilmek ister ve aşırı bir sevgi bağımlılığı içindedir. Bu çarpıklıklar sevgi açlığını da birlikte getirir.
Derindeki sevgi açlığı onları anlayışa, yakınlığa, eşduyuma, saygı, ilgi ve sıcaklığa, özetle sevginin öncül belirtilerine karşı aşırı duyarlı kılar.doğaaltbilinç
    Terapist, hastaların bu duyarlılığını bilmek ve bir insan olarak kendisinin sevgi potansiyelini tanımak konumundadır. Çünkü hastalar terapistin içinden neler geçtiğini,yetilerini, sevginin öncül belirtilerini taşıyıp taşımadığını anlar ve benimsenip benimsenmediklerini hemen duyumsarlar. Ruhçözümlemede yorum, geribildirim, saptama ve yinelemelerin psikoterapinin en etkili araçları olarak gösterilmesi özünde doğrudur, ancak bunların vurgulanması genellikle sevginin ihmal edilmesi sonucunu doğurmaktadır. Oysa, sevginin alınıp verilebilmesi yorum, geribildirim, saptama ve yinelemelerden çok daha etkili ve sağaltıcı bir öğedir. Bu alışverişin sağlanamadığı yerlerde gerçek bir psikoterapiden söz etmek güçtür.
Sevginin yakınlaştırıcı, birleştirici ve bütünleştirici etkileri, psikoterapi uygulamalarında süreklilik sağlar. Anlaşıldığını ve benimsenip önemsendiğini, yani sevginin öncül belirtilerini algılayan bir hasta psikoterapiden kolay kolay uzaklaşmaz. Hele hastaların bekledikleri yakınlık, ilgi ve anlayış terapistten geliyorsa, bunun bütünlük ve süreklilik sağlayıcı etkisi çok daha fazladır. Ayrıca hastalar doyum kaynaklarının yöneticide olduğuna inanır ve beklentilerini ona yöneltirler. Terapistin dayanıklılığı önem kazanır. Ayrıca terapistin eşduyumu, anlayışı bunlara eşlik eden yerini bulmuş yorumları da hastalar tarafından ilgi olarak algılanır. Bu da hastaların dayanıklılığını arttırır, bireysel ve grup psikoterapilerinin sürekliliğini ve bütünlüğünü sağlamlaştırır. Psikoterapi uygulamalarına yönelik gözlemlerimiz bu görüşleri doğrulamaktadır. Kendisinin önemsendiğine inanan hasta yorumlara daha açıktır ve yorumlara dayanma gücü artar.

Kaynak: Nevrozlar-1, Doç.Dr.Celal Odağ

Paylaş

Gelisim Psikiyatri