Rüyalar – Rüyalara Psikososyal Yaklaşım

Rüyalar – Rüyalara Psikososyal Yaklaşım


Uyku denince rüya, rüya denince uyku akla gelir.Çünkü uyanıkken görülenler rüya değildir. Milattan önce uyku ve ölüm kardeş kabul edilmişti. Hayatımızın üçte birini alan uyku acaba bize bir hediye mi yoksa zamanımızı çalan bir süreçmidir?

Uyku, günü yaşamak, sağlıklı olmak için bir gerekliliktir ve pasif görünsede aktif bir eylemdir. Uyanıkken öğrenilenleri seçmek, uyanıklık için beynin hazırlanma sürecidir.Hızlı göz hareketlerinin olduğu (REM) ve olmadığı(N-REM) 5 dönemden oluşmaktadır. Kişiye göre farklılıklar göstermekle birlikte bir günde belli bir süre uykuya gereksinim vardır. Bu süre yetişkinler için ortalama 6-8 saat iken, doğumun ardından 20 saat süren uyku yaşla birlikte azalmaktadır.  Bu kadar uyku süresi içinde, bir haftada yaklaşık 40 saat rüya görülür. Bunun yalnızca 2-3 saati hatırlanabilir. Rüyalar hem REM hem de NREM’ de ortaya çıkar. NREM’ dekiler daha kısa iken REM uykusunda görülenler daha uzundur ve sabaha karşı görülenler daha iyi hatırlanır.  Duygusal olarak tanımlayabileceğimiz ve telkine yatkın kişiler rüyalarını daha iyi hatırlar.

Rüyaların gebelik, ateşli hastalık, ilaç yoksunluğu durumlarında hatırlanmsı artarken, yaşlılık, bazı ilaçlar ve alkol nedeniyle de hatırlanması güç olmaktadır.

Uyku ve rüyada, beynin çağrışımla ilgili işlevlerinin arttığı görülür, neden sonuç ilişkisi rüyalarda bazen korunabildiği halde, genellikle algısal değişimlerle bozulur. Bir kişi  bir çok kişi olabilir; zaten rüyaların uyku sırasında görülen varsanılar olduğu, ama bu varsanıların bilgi organizasyonu, gereksiz bilgileri unutma, uzun süreli hafızanın yerleşmesi, günlük psikolojik sorunların halledilmesi açısından çok önemli olduğu iddia edilmektedir. Sıkıntılı bir dönemde hoş bir rüya ardından rahatlamış olarak uyanabiliriz. Kişilerarası çatışmalar, sorunlar rüyalarda çözümlenebilmektedir ki bu özellikleri nedeniyle psikoterapide kullanılmaktadır. Geniş bir kanı, rüyaların duygusal bir uyum mekanizması olduğudur.

Rüya sırasında olan icat ya da keşifleri duymuşuzdur ya da biliriz, Mendelyev’in peryodik tabloyu bulması, Jon von Newman’nın bilgisayarların temelini atan buluşlarını yapması, Norbert Weiner’in radarı bulması, Einstein’in rölativite kuramı ile ilgili bazı gerçekleri formülize etmesi, Tesla’nın bazı buluşları hep rüya sırasında gerçekleşmiştir. Ayrıca bu örnekler hatırlanabilen rüyalardandır.

REM uykusu engellendiğinde insanlarda varsanı ve düşünce hataları ortaya çıkar. Yapılan çalışmalar yüz saat civarında uykusuz kalan kişilerde akut psikoz, yoğun depresyon, çocuksu düşünme, mantıksızlık, neden-sonuç ilişkilerinde ve bellekte bozukluklar, problem çözme yeteneğinde hatalar,uzun süreli ağlama veya gülme davranışı ortaya çıkabilir.

Gecenin erken REM’inde daha kısa ve sıklıkla gerçekle bağdaşmayan özellikte rüyalar olur.Daha uzun, hatıralarla ilişkili, dramatik, canlı rüyalar ise daha geç uyku periyodunda görülür. Sabaha karşı olan rüyalarda daha çok konuşma ve işitme fonksiyonları içermektedir. Rüyaların %83’ünün de renkli olduğu öne sürülmüştür. Bu rüyaların kontrolle bilinçli hale getirilebilecek rüyalar(lucid dreams) olduğu savunulmaktadır.

Peki görme özürlüler rüya görmezmi? Kör populasyon çoğunlukla rüya bildirmez, rüya görenlerin ifadelerine şüpheyle bakılır ve yanlışlık olduğu düşünülür. Rüya anlatımlarında düşüncelerini ya da hislerini anlatırlar. Ancak yaşamın ileri süreçlerinde körlük gelişenler önceki deneyimlerinden rüya anlatabilirler.

Rüyalarda genellikle duygusal durum tipik olarak negatiftir. Rüya içeriği belirleyici özellikte olabilir de olmayadabilir. İstatistiksel olarak şizofreni hastalarının rüyaları, hasta olmayanlardan ya da depresyon hastalarından daha fazla psikopatolojik değişiklik gösterdiği bildirilmiştir.

Şizofrenide rüyalar: bu hastaların rüyalarının karmaşık olmadığı, daha çok primitif, doğrudan, daha çok seksüel içerikli, kaygılı ve düşmanca öğeler içermektedir. Bu hastaların aynı zamanda düşünce içerikleri de oldukça gerçek dışı ve inanılmazdır.Bu hastaların varsanı ve rüya içerikleri benzerdir.

Şizofreni hastalarıyla rüyalarının konuşulması bu hastaların motivasyonunu sağlarken, uykusuzluğun azaldığı, içgörünün artmasına yardımcı olduğu bildirilmiştir.

Depresyonda rüyalar: depresyon hastalarının depresyonu olmayanlardan daha kısa rüya gördükleri,içeriğinde yetersizlik gibi depresif öğeler olduğu bildirilmiştir. Şizofrenidekine göre daha dolaylı öfke anlatımı olup agresif ve hareketli olmaktadır.

İki uçlu duygudurum bozukluğu olan hastaların manik ataktan önce, gerçekdışı rüyalar ve rüyada ölüm ve yaralanma temaları bildirilmiştir. Manik ve mutlu rüyaların ise acı verici hatıralardan kaçınmak için olduğu öne sürülmüştür.

Bazı çalışmalarda deprese hastaların rüyalarında aile karakterlerinin rolünün arttığı gözlenmiş. Başka çalışmalarda özellikle kadın hastalarda yabancı karakterlerin rüyada yeraldığı bulunmuştur. Boşanmış bayanlarda ise depresyon düzelene kadar aile bireylerinin rüyadaki rollerinin artmadığı bildirilmiştir. Beck, depresif hastaların rüyalarında mazoşizmin arttığını savunmuştur. Rüyalar depresyonun tedavi belirleyicisi olabilir. Yetersiz tedavi sonucunda rüyaların organizasyonu zayıf olmaktadır. Depresif bayanların rüyalarındaki yüksek mazoşizm skorları düzelmeyle birlikte azalmaktadır. Artmış mazoşizm tedavi güçlüğünü işaret edebilir.

Alkol bağımlılarının rüyaları  düşmanlık objelerini, oral uğraşlar ve seksüel aktiviteleri bağımlı olmayanlara göre daha sıklıkla içermektedir ve gece kabusları vardır.Bu tür rüyalar zaman zaman hepimiz görebiliriz hatta etkisinde kalıp’’acaba kötü bir şey mi olacak,, diye beklenti içine girebiliriz. Bu sıkıntılı bekleyiş tesadüfi bir üzücü olayla sonuçlanırsa işte o zaman rüyalar kişiye göre yerini bulmuş olur.

Kültürler arası cinsiyete göre rüya içerik farklılıkları da incelenmiştir. Peru, Meksika, Arjantin, USA ülke kadınlarının erkeklerden daha fazla agresyon içerikli rüyalar gördüğü ancak erkeklerin daha fazla agresyon gösterdiği gözlenmiştir. Ancak kadın ve erkek cinsiyetlerinin kendi cinsiyet gruplarında benzer özellikler gösterdiği de izlenmiştir.

Hintli ve Amerikalıları karşılaştırdıklarında, Hintlilerin daha çok aile bireylerini, Amerikalıların ev hayatını gördükleri fakat rüyaların aile bireylerini fazla içermediği gözlenmiş. İnsan ve hayvan, doğa içerikli rüyaların Hint ve Amerikalılarda benzer miktarda olduğu; aile hayatı dışındaki rüyaların Amerikalılarda daha fazla olduğu, seksüel içerikli rüyalarında Amerikalılarda çok daha fazla olduğu gözlenmiştir.

Tekrarlayıcı rüya ya da kabuslar sıklıkla travma sonrası olmaktadır. tekrarlayan rüyalar tehlikeli bir durumla karşılaşma, tuzağa düşürülme, volkanik patlama gibi doğal afetler, dişinin düşmesi,kaybolması şeklinde olabilmektedir.

‘‘ Rüyamda deniz gördüm; feraha çıkacağım; dişim çekildi, birisi mi ölecek?,, şeklinde yaklaşımlar bazen yersiz olumsuz düşüncelere neden olup beklentisel bir kaygıya dönüşebilir. Bazen de içinde bulunulan sıkıntıyı hafifletir. Rüyaların bize verdiği mesajları evrensel bir dil kabul edilen sembol diliyle açıklamak daha yerinde olur. Kendi iç dünyamızla birleştirerek bir açıklama getirmek yine en uygunudur.

Bazen gelecekten bir haber, bir işaret beklenen rüyalar istihare rüyaları olarak bilinir. Tasavvufta da rüyaların öte alemden geldiğine inanılır. Türk tarihinde rüyalarla alınan bilgiler ışığında bir devletin geleceği dahi belirlenebilmiştir.

Uyanık halimizdeki zihinsel ve ruhsal uğraşlar doğrudan rüyaya yansır. Bu nedenle rüyalara gereken önemi vermek, onların şifrelerini çözmeye çalışmak insana bilinçli iken farkedemediği bir çok gerçeği keşfetme fırsatı verir.

Talmud ‘‘yorumlanmamış rüya, okunmamış mektuba benzer..,, diye gözardı edilen rüya yaşantısının önemini dile getirmiştir. Rüyalar tamamen özgürlüğü elimize aldığımız, kontrolün  toplum, kendi süper egomuzdan  çıktığı bazen ürkütücü boyutlarda varlığını hissettiren bir yaşamdır.Rüyasal gerçeklik içinde her arzumuz gerçek olabilir.Uzay ve zaman kavramı kaybolur ve işlenen konuların kaynak taraması bilinçaltında olurken geçmiş tecrübeler rüyalara yol gösterir.

Bazı rüyaları hatırlarız bazılarını da hiç görmemiş gibi sileriz. Bazen ‘‘bir rüya görmüştüm,, deriz ve gün içinde varlığını bile unuturuz ya da hatırlamaya çalışsakta ifade etmekte güçlük yaşarız ,çünkü geleneksel sembol olan kelimeler yetersiz kalabilir. İşte bu noktada evrensel sembol dilinin varlığı ve gerekliliği ortaya çıkar ki Fromm sembol dilini üniversitelerde yabancı dil dersleri yanında ders olarak okutulmasını savunmuştur. İnsanın kendisine özgü sembolleri de vardır. Her olayın kişi üzerinde bıraktığı etki nasıl farklı ise sembollerde değişik anlamlar taşıyabilir.

Geçmişten bu yana, dini bir fenomen  ve psikolojik olarak iki şekilde açıklaması yapılagelmiş rüyalar herzaman anahtarı üzerinde açılmayı bekleyen kapılardır…

KAYNAKLAR

1-. Milton Kramer.Dreams and Psychopathology. : Kryger, Roth, Dement Principles and practice of sleep medicine. Third edition. Section 42.(p511-517)

2- Nielsen T, Zadra A. Dreaming disorders. Kryger, Roth, Dement. Principles and practice of sleep medicine .Third edition. Section 66.(p753,754,764)

3-John M. Shneerson  Handbook of sleep medicine. (p125,165)

4- Ümit Sayın. Farklı bilinç halleri. Bilist.8m.com

5-G.William Domhoff. Finding meaning in dreams. Chapter 6,8.

6- Erich Fromm. Rüyalar, masallar ve mitoslar.Ç:Aydın Arıtan, Kaan H. Ökten. Arıtan Yayınevi.İstanbul,1997.

7-Tolga Gürleyen, Işık Elçi. Rüyalarla kişisel gelişim yolculuğu.Beyaz Yayınları.İstanbul,2003.

Paylaş

Gelisim Psikiyatri