Psikoterapinin İyileştirici Özellikleri

Psikoterapinin İyileştirici Özellikleri


PSİKOTERAPİNİN TEPE DEĞERLERİ
Psikoterapilerin tamamı , insanları değiştirmeye çalışır: kişinin farklı düşünmesini (biliş), farklı hissetmesini ( duygulanım) ve farklı davranmasını ( davranış ) sağlar. Psikoterapi,öğrenmedir.Bu, yeni bir şeyi öğrenme ya da daha önce bilinen ancak unutulan bir şeyi öğrenme olabilir veyahut nasıl öğrenileceğini öğrenmek ya da hiç öğrenmemek de olabilir; mantığa aykırı olsa da birinin zaten bildiği bir şeyi öğrenmesi de bu tip bir öğrenmenin sınırları içine girer.psikoterapi3
Bilişsel
Genel olarak öğrenmemizi sağlayan iki yol vardır: Doğrudan tecrübe yolu ve dolaylı olarak sembollerle öğrenme yolu.
Basit bir örneği inceleyelim: 3 yaşlarındaki bir çocuk, kızarmış ekmeğin kızartma makinesinden fırladığını görür ve makinenin üst kısmına uzanır.Çocuğun makinenin sıcak olduğuna dair hiçbir fikri yoktur.Peki,çocuk kızartma makinesinin sıcak olabileceğini ve canını acıtabileceğini nasıl öğrenebilir? Bunun bir yolu, çocuğun kızartma makinesine elini sürerek doğrudan tecrübeyle öğrenmesidir.Diğer bir yol ise sembollerle öğrenmesidir; bu da çocuğa, “Ekmek kızartma makinesini kullandığımızda,makine ısınır ve sen ona dokunursan elin yanar” demekle olur.
Her iki durumda da çocuk öğrenir; ilk yolda aktif olarak (deneyimle ),ikinci yolda ise pasif olarak ( bilgi yoluyla) öğrenme vardır.
Bazı terapistler “aktif “ metotlar kullanırlar ve danışanlar kendi kendilerine tecrübeleriyle öğrenirler ; diğer yandan bazı terapistler danışanlarını pasif öğrenici yaparlar .
Davranış
Öğrenme aynı zamanda davranış yoluyla da olur. Örneğin, 1. Dünya Savaşı boyunca ,Ernst Simmel, o zamanlar savaş bunalımı olarak bilinen bir hastalığa yakalanmış Alman askerlerini tedavi eden bir Alman askeri psikiyatristiydi ( Simmel, 1949 ). Askerlerin bu hastalığa yakalanış sebebinin , üslerine karşı bastırılmış bir nefret duymalarından ileri geldiğini düşünerek onlara süngülü tüfekler verdi ve Alman subaylar gibi giydirilmiş kuklalara ateş ettirdi.
Bu tedavide yaklaşım fiziksel bir eylemdi. Bazı kuramcılar, basitçe yapılan bir fiziksel hareketin bile psikoterapötik olduğu görüşünü savunur.Fiziksel hareket birçok psikoterapide kullanılır.
Beden terapileri ile ilgili ortaya çıkan bir görüşe göre ,zihin diye bir şey yoktur. Bedene etki edebiliyor olmamız yeterlidir: Beden öğrenir, beden gerçektir ve gerisi boştur.
Bu görüşe karşı başka bir beden terapisi görüşüne göre,zihin vardır ve bedenin koşulları aklı etkiler.
Psikoterapi olarak fiziksel davranışlara verilebilecek diğer örnekler ise karmaşık fiziksel aktivitelerdir; mesela rol yapma ve terapötik ödev yapma ki burada kişi yönlendirme sayesinde normalde yapmayacağı şeyleri yapar, çıkma teklif etmek ya da iş aramak gibi – bu aktivitelere birer örnektir. Bilişsel terapi anında,terapideki davranışsal çalışma aktif ve pasif arasında çeşitlilik gösterebilir.
Duygulanım
Psikoterapideki bir üçüncü yaklaşım ise genellikle duygular ya da hisler olarak bilinen duygulanımdır. Bu yöntemin belirli bir danışan ya da hasta üzerinde en etkili yaklaşım olacağını düşünen bir terapist ,o kişiyi kışkırtmak için bazı şeyle yapabilir: Kişiyi korkutacak, kızdıracak, umutlandıracak, kaygılandıracak veya buna benzer duygulara sürükleyecek girişimlerde bulunarak duygusal durumunu yüceltir.Aslında doğrudan duygularla çalışamayız;duygulara dolaylı yoldan, mantık veya vücut sayesinde ulaşmamız gerekir.
Duygular insan psikolojisinin önemli bir parçasıdır.Ancak duyguları, düşünce ya da davranışı yönlendirdiğimiz şekilde yönlendiremeyiz. Psikoterapideki bazı sistemler duyguları azaltmayı ya da boşa çıkarmayı amaçlar, çünkü bu sistemleri uygulayan terapistler , duyguların terapötik süreci olumsuz etkilediğine inanır. Örneğin, Adler ‘ in öne sürdüğü psikoterapi aslında kavramsaldır ve Adler ‘ i savunan terapistler, duyguların terapötik süreçteki çabaları sabote ettiğini düşünür. Fakat mesela psikodramada, hem terapistin kullandığı kelimeler hem de diğer aktörlerin söz konusu hedefe karşı davranışları, güçlü duygular doğurmak amacındadır.
Bazı insanlar duyguları terapötik değişimi etkilemeyen ama buna yardımcı olan yan unsurlar olarak görürken, bazıları değişime giden güçlü öğeler olduğunu düşünüyor ve hala duyguları değişimin bir kanıtı olarak görenler de var.
Aslında bütün terapiler bu üç yaklaşımın bir araya gelmesinden oluşur. Bazı terapiler, sadece beden, zihin ya da duygularla ilgilendikleri için “ katıksız “ olsalar da, bu yaklaşımların unsurları birçok vakada kullanılır. Örneğin, akılcı duygusal davranış terapisinde akılcı düşünme, hastayı ele alırken çoğunlukla kullanılır,terapist danışana belirli şeyler (ödev ) yapması için direktifler verebilir.
Bir terapist, iyileşmenin tek bir unsurun işlevi olduğunu düşünebilir ancak tedavi süreci farklı bir şekilde olabilir. Değişimi gerçekleştiren, başlı başına bir mesajdan çok, danışanın bu mesajı yorumlaması olabilir. Aynı tedavi bir robot tarafından uygulansaydı, faydalı bir psikolojik etkisi olmayacaktı. Değişim pekala farklı yorumlamadan da kaynaklanabilir: “ Birisi,bana bunu yapacak kadar beni önemsiyor. “
Bütün terapiler için geçerli olan son yol, hayatı yeni bir bakış açısıyla görmek ve kişinin hem kendini hem de başkalarını yeniden değerlendirmesidir. Eğer bu şekilde ise, o zaman bütün terapiler bilişseldir.Psikoterapiyi tahlil etmenin bir yolu da onu “ satış “ ın, yani bir kişiye kendisi ve diğerleri hakkında yeni bir bakış açısı benimsemesine yardımcı olmanın bir süreci olarak görmektir. Bu perspektiften bakıldığında psikoterapist, fikirleri değiştirmeye çalışan bir ikna edici ya da yönlendiricidir.
İkna etme konusunda verilebilecek en belirgin örnek, sabit paranoyak fikirleri olan birine psikoterapi yapmaktır. Daha genel bir örnek ise, gerçekten çok iyi olduğuna diğerlerini inandırmaya çalışan ama kendisini aciz kılan bir aşağılık duygusuna sahip biriyle ilgilenmektir. Ya da evlilik ve ebeveynlik konusunda yanlış fikirler barındıran birisini ele almaktır. Bütün bu vakalarda, terapist gerçek manada yeni davranışlar, temalar ve fikirler satmaya çalışan bir tezgahtar gibidir.
PSİKOTERAPİNİN İYİLEŞTİRİCİ ÖZELLİKLERİ
Carl Rogers psikoterapinin gerekli ve yeterli olduğu konusunda yaptığı sunumda, konuşması oldukça mantıklı ve etkileyiciyken sonraki konuşmacı,Rogers ‘ın sunumunu yorumlaması beklenen Albert Ellis ‘ti. Ellis, 25 yıllık klinik tecrübesi boyunca başarıyla sonuçlanan birçok terapi yaptığını ancak Rogers ‘ ın kriterlerinin ona ne gerekli ne de yeterli geldiğini açıkladı.
Ne o zaman ne de şimdi, psikoterapiyle olan değişimin temelini neyin oluşturduğu ile ilgili bir ortak düşünce yoktu.
Corsini veDr. Bina Rosenberg, insanları değiştirirken gerekli olan önemli kritik unsurları bulmak için 300 ‘ den fazla makaleyi incelemişti(1955). “İnsanlar,diğer insanların onlara inandığını düşündüklerinde değişir” ya da “ Yalnız olmadıklarını anlamaları değişime neden olur” gibi 220 kadar önermeye ulaştık. Bunlardan insanları değiştirirken gerekli olan dokuz faktör belirlendi.
Bilişsel Faktörler
1.Evrenselleştirme: Danışanlar kendilerinin yalnız olmadığını, yani diğer insanlarında benzer problemleri olduğunu ve insanların sıkıntılarının olmasının evrensel bir şey olduğunu fark ettiklerinde gelişme gösterirler.
2.İçgörü: Danışanlar kendilerini ve diğerlerini anladıkça ve davranışlarıyla amaçlarına farklı bir perspektiften baktıkça değişim konusunda artış olur.
3.Model alma: Kişiler diğer insanları gözlemden faydalanır.Danışan,terapistini model alabilir.
Duygusal Faktörler
4.Kabullenme: Bu faktör özellikle terapistten gelen, koşulsuz olumlu bakış alma hissini yansıtır.
5.Diğerkamlık: Değişim;kişinin, kendisini terapistin ya da grubun diğer üyelerinin sevgi ve şefkat alıcısı olarak gördüğü ya da diğer insanlara sevgi ve şefkat göstererek yardım ettiği duygusuna kapıldığını fark ettiği zaman ortaya çıkar.
6.Aktarım: Bu faktör, bir grup içindeki danışanlar arasında ya da terapistle danışan arasında kurulan duygusal bağı ifade eder.
Davranışsal Faktörler
7.Gerçeklik testi:Danışanların kendilerince güvenli olan terapi saatinde terapist ve diğer grup üyelerinin destek ve görüş bildirmeleri sonucunda yeni davranışlar tecrübe etmesiyle değişim gerçekleşir.
8.İç boşaltma: Bu faktör, kişinin kendini her şeye rağmen kabul edilmiş hissedeceği bir ortamda öfkesini göstermesi,bağırıp çağırması ve ağlamasıyla kendini ifade etmesini sağlayan durumları ihtiva eder.
9.Etkileşim: Danışanlar, grup içinde kendilerinde ya da davranışlarında bir problem olduğunu kabul edebildiklerinde değişim süreci başlar.
Bu dokuz faktörün terapötik değişimin temel mekanizmaları olduğunu ifade etmiştir Corsini.
Bu modeli yakından gözlemlediğimizde,bilişsel faktörlerin, “Kendini tanı” şeklinde uyarıda bulunduğunu, duygusal faktörlerin “Komşunu sev” dediğini ve davranışsal faktörlerin ise “İyi işler yap” önerisinde bulunduğunu görüyoruz.
Kaynakça
Raymond J. Corsını & Danny Weddıng…Modern Psikoterapiler

Paylaş

Gelisim Psikiyatri