Narsisistik(Özsevi) Kişilik Bozukluğunda Klinik Gözlemler

Narsisistik(Özsevi) Kişilik Bozukluğunda Klinik Gözlemler


Özsevi bozukluğu  olanlarda,büyüklenmişlik ve aşağılanmışlık  aynı anda var olduğunu göstermektedir.

Volkan (1982), büyüklenmiş kendiliğin, baskın ve değersiz(aç)  kendilikten ayrılmış olduğu görüşündedir: Değersiz kendilik baskın değildir. Volkan’a göre, narsisistik kişilik örgütlenmesinde başlıca üç noktaya dikkat edilmesi gerekir:

Büyüklenmiş kendiliğin dışavurumlarına (Örneğin, “Ben tüm dünyada bir numarayım”).

Hasta tarafından büyüklenmiş kendiliğin sürgiti için hasta tarafından kullanılan savunma düzeneklerine  (Örneğin,”Diğerleriyle karşılaştırıldığımda, ben parlayayım diye, kendimi sadece benden aşağı düzeydeki insanlardan çevre oluştururum”).

Hastanın saklamaya çalıştığı aç kendiliğin (madalyonun diğer yüzü) varlığına dair belirtilere (Örneğin,”Şu anda genç ve güzelim,ama buzdolabında çok iyi bir yüz kremi stoğum var.Eğer bir gün kalktığımda yüzümde bir kırışıklık olursa buna karşı yapacak şeyim hazır”).

Büyüklenmiş kendiliğin güçsüzleştiği durumlarda kişi, tipik bir (büyüklenmiş) narsisist iken mazohistik-narsisist bir kişiye benzeyebilir.Bu kişi artık acı çekmede bir numaradır.Genelde bu durum tipik narsisistik kişilik örgütlenmesi  gösterenlerde çok uzun sürmez, bir düğmeye basmış gibi büyüklenmiş kendilik kolayca tekrar belirir.

Akhtar (1992) ve Akhtar ve Thomson (1982) narsisistik kişilik örgütlenmesi olan hastaların klinik özelliklerini görüngüsel (fenomenolojik) düzlemde sistematik biçimde derlemişler; özellikle “açık özellikler” olarak tanımladıkları büyüklenmiş kendilik ile “gizli özellikler” olarak tanımladıkları aç kendiliğin dışavurumlarını vurgulamışlardır.Bunlar aşağıdaki altı boyutta incelenebilir:

1.Kendilik kavramı,

2.Kişilerarası ilişkiler,

3.Sosyal uyum,

4.Sevgi ve cinsellik,

5.Ahlak,değerler ve ülküler,

6.Bilişsel biçem

Akhtar ve Thomson, bu boyutların her biri için, hem “açık” hem de “gizli” özellikler tanımlamışlardır.Biz de burada kısa bir özet şeklinde sunacağız.

Narsisistlerde kendilik,büyüklenme ile  açıkça belirginleşir.Değersiz,yetersiz yanları gizli kalır.Kişilerarası ilişkilerde başkalarının beğenisini toplama gereksinimi açık, başkalarına güvensizliği ise gizlidir. Sosyal düzlemde bu hastalar çekici ve başarılı iken,yüzeysel ilgileri ile amaçsızlıklarını tümden gizlerler.Narsisistik kişiler dışarıya karşı ayartıcı görünür, engellenmemiş bir cinsel yaşamları olduğu izlenimini verirken, sevgi yetileri gelişmemiştir,sevemezler.

Etik, değer ve ülkülerinde hoşgörünün bir karikatürünü çizer,içi boş bir coşku gösterirler.Ama bunun ardında, çıkarlarına uyduğunda kendi değerlerini başkalarınınkilerle değiştirme eğilimi yatar. İlk bakışta etkileyici bilgileri olduğu görüntüsü verirler.Derinden bakıldığında ise, bu bilgilerin yüzeysel olduğu saptanır.Aslında bu kişilerin öğrenme yetileri çok sınırlıdır.

Büyüklenmiş Kendiliğin (Grandiyöz Self) Korunması ve Sürdürülmesi

Büyüklenmiş kendiliğin sürekli yinelenen dışavurumları – “Ben en güzel,en zengin,en zeki insanım.”-narsisistik kişilik örgütlenmesi gösteren kişilerin algılanan ilk belirtileridir. Aç kendiliğinin gizlenmiş dışavurumları için ise, “Kendimi umutsuz,şaşkın, sanki bir hiçmişim gibi hissediyorum.Bu nedenle ihtiyacım olan bakımı bana verecek birine gereksinimim var” şeklinde duyumları algılayabilmek için hastaya iyice kulak verilmesi gerekir çünkü normalde narsisistlerde aç kendilik gizlenmiştir ve baskın değildir.

Buna karşın narsisist mazoşistlerde aç kendilik baskındır ve hastanın bu kimliği koruması gerekmektedir. Sözel olarak bu kulağa şöyle gelebilir: “Ben, kederde dünya şampiyonuyum; haksızlıkların ve kurban edildiğim durumların koleksiyoncusuyum.”Tipik narsisistik kişilik örgütlenmelerine geri dönelim.Kendilik tasarımlarını, kendilerinin betimlemesinden daha önemli olarak, onların benlik işlevlerini büyüklenmiş kendiliklerini sürdürmek için nasıl ayarladıklarıyla ilgili bizim gözlemimiz daha önemlidir.Tanının geçerliliğini, daha sonra sağaltım sırasında gelişen narsisistik aktarımlar ile onaylayabiliriz.

Burada karar verdiren nokta, narsisist bir kişinin benliğinin, hastanın üstünlüğünün korunması ve sürdürülmesi gibi esas bir görevi olduğudur.Hastanın zorlantılarının ya da belirli bir cinsel davranışının olması gibi diğer belirtilerin varlığı da buna uyan bir örnektir.Hatta gözlemci kişi, bu belirtilerde büyüklenmişliğin tekrar ortaya çıktığını fark edebilir. Narsisistik kişilik örgütlenmesi  olan bir hasta iki galaksini  birbirine  doğru ya da birbirinden farklı yönlerde gittiği ile ilgili zorlantılı düşüncelere sahip olabilir.Hastanın görevi bu gök cisimlerinin mesafesini kontrol etmektir. Böylece tüm güçlülüğünü korur. Homoseksüel olan bir diğer narsisistik hasta, ortalama bir homoseksüel değildir,kendine en iyi Fransız şampanyasını almakta ve bunun için yıkanmaktadır.

Kendilikle İlişki

“Ortalama” veya “sıradan” bir kişi olmak,narsisistik bir kimse için bütünleşmiş kendilik tasarımlarına sahip olmak anlamına gelir.Narsisistik kişi kendini sıradan bir kişi olarak duyumsayamaz, en büyük olmak zorundadır.Büyüklenemediği durumlarda, olumsuz da olsa, kendini kederde bir numara haline getirmekte ve böylece hala büyüklenmiş olmaktadır.Sıradan olmak,narsisistik hasta için ilişki çatışmalarının korkusunu yaşamak anlamına gelir. Savunma amacına yönelik olarak bölmenin yardımıyla bu kişi kendisini ,büyüklenmiş kendilik tasarımlarının değersiz kendilik tasarımları  ile temasa geçmesinden korumaktadır.Bölme düzeneği işlemediğinde, bu hastalar kıskançlık ve öfkelerini tekrar yaşamakta ve anneleri tarafından sevilmemiş ve hayranlık görmemişlik duygularına dönmektedir. Çoğu narsisistik hastaların bu şekilde anlatılan annelere sahip olduğu bilinmesine rağmen yine de vurgulamak istiyoruz ki – ileri bölümlerde de ailesel tutumları daha ayrıntılı olarak açıklayacağız- çocuğun kalıtımsal yetenekleri ve yapısal duyarlılığı gibi dış etmenlerin de çocuğun yeteri kadar sevilmediği duygusunun gelişiminde rolü bulunmaktadır.Yüzeysel olarak bakıldığında narsisistik bir kişinin ortalamaya uymayan şeylerle uğraştığı gözlenmektedir.

“Narsisistik genç bir doktor olan George’un sadece bir tek bayanla ilişkisi olması düşünülemezdi; mutlaka aynı zamanda birkaç tane kız arkadaşı olmalıydı. Ayrıntılı incelendiğinde bu bayanlar değiştirilebilir gibi  gözükmekteydi, çünkü hepsinin var oluş amacı şuydu: Onun üstünlük duygusunu  onaylamak. Bu kadınlardan hiç birine gerçekten aşık değildi. bu üç bayanın hepsiyle sadece iki saat içinde nasıl buluştuğunu anlatıyordu.Böylesi bir başarı büyüklenmiş kendiliği güvence altına alıyordu. İlkiyle sinemaya gidiyor ve çalıştığı hastaneye gitmesi gerektiğini söyleyerek ondan ayrılıyordu. Hemen sonra ikinci kız arkadaşıyla bir pastanede buluşuyordu ve ondan da bir neden uydurarak ayrılıyor ve aceleyle kendisini evde bekleyen üçüncü kız arkadaşına gidiyordu. Onunla yattıktan sonra sinemadaki ilk kız arkadaşını almak için acele ediyordu.

Narsisist, bedenini mükemmel ve zedelenemez olarak görmektedir. George bir zamanlar bir ressam için çıplak model olarak çalışmıştır. Bu sırada, bedenini görüp ona hayran kalmak için tüm şehrin bu atölyeye gelmeye başlaması sonucu bir trafik sıkışması yaşanacağı ile ilgili düşlemleri bulunmaktaydı.Bir başka olayda George, bir trafik kazası geçirmiş ve iç organlarında yaralanma meydana gelmiştir. Hastanenin acil servisindeki genç nöbetçi doktor onun eve gitmesine izin vermiştir. George, hastaneden sonra kız arkadaşlarından birini eve çağırmış ve onunla yatmış, ve bu sırada da bayılmıştır.Hastanede kendine geldiğinde deneyimli bir doktor ameliyat olması gerektiğini, yoksa kanama olacağını söylemiştir. George ameliyat olmayı ancak, cerrahın kendisine ameliyattan sonra “çok farklı ama güzel bir yara izine” sahip olacağına söz verdikten sonra kabul etmiştir.

George ‘un güzelliğine ve zedelenmeyeceğine dair direnişine karşın, “ aç kendiliğine” bir kanıt olabilecek ve “a kendiliğinin” olası ortaya çıkışlarına karşı kendini korumaya yarayan “gizli” davranışları vardı. Evde mutlaka yüz adet hazır yiyecek bulunmalıydı,yoksa korku duyuyor ve hemen “yeteri kadar” yedek yiyecek alıyordu.,,

Narsisistik kişiler, bitmeyen bir ün toplayıcısıdırlar ama aynı zamanda ünün nereden geldiğini önemsemezler. Ünün önemsiz ya da anlamlı şeylere dayanması fark etmez. Bir gün biri için bu ün, bir üniversiteden verilen büyük bir bilimsel ödül olabilir. Ertesi gün bu kişi bunu önemsemeksizin saatlerce bir havuzun kenarında oturup, tesadüfen oradan geçenler tarafından hayranlık toplamaya çalışabilir ve yüzdüğü sırada  kimse vücudunu göremediği için yüzmekten hiç zevk almayabilir.

Narsisistik bir kişi için yaptığı iş önemli değildir. Narsisistin her şeye hakkı olduğu kanısı her şeyin ölçütüdür. Böylece ülkülerini ve başka insanlarla ilişkilerini çıkarına uyacak bir biçimde yönlendirir. Kriegmann (1988), bu kişilerin tutumlarının şu şekilde göründüğünü yazmıştır:”Dünya benim yaşamımı sürdürmemde sorumludur. Yaptığım her şey onaylanmalı, iyi bulunmalıdır.İstediğim her şeyi yapabilirim ve istediğim her şeye sahip olabilirim.Dileklerim ve gereksinimlerim hayattaki en önemli şeydir.Bana hizmet edilmelidir”

Başkalarıyla İlişkiler

Şiddetli narsisistik kişilerin ilişkilerinin betimlenmesinde, bu kişilerin diğer kimseleri önemli oldukları duygusuna erişmek ve büyüklüklerinin onaylanmasını sağlamak için kullandıklarını önceden belirtmiştik. Diğer insanlar bu ilişkiler için “tam” varlıklar değildir, aksine gruplara bölünmüştür.

En önemli grup, narsisistlere hayranlık duyan ve onların çekiciliğine kapılmış olan gruptur.Ona bağlı kişiler, onu her yerde takip etmekte ve ününü arttırmaktadır. Ancak narsisist hayranlarına karşı sadık değildir. Onlardan gereksinim duyduğu şeyi alamadığı duygusuna kapıldığında, onlarla “arkadaşlığını” kesiverir.

Hayranları dışında narsisistin çevresinde, değersiz insanlar, değersiz gruplar, değersiz kurumlar olmalıdır.”Değersizlerle” karşılaştırılması ona üstünlük duyguları sağlar. Narsisist,baskı altında olduğu ya da “düşmanları” nın  ondan daha erdemli, daha güzel, veya daha zeki olduklarını yadsıyamayacağı  durumlarda, değersiz bulduklarına yenileceği kaygı ve kuşkularını taşıyan paranoid tasarımlar gelişmektedir.

Narsisist aynı zamanda önemli kişiliklerle de bağlantı içinde görünmeye çalışır. Onlarda,Kohut ‘un tanımını kullanarak söylersek kendini “aynalamaktadır”; ya da önemli kişi ile “kaynaşmaktadır”. Bu seçkin kişilerle bağlantısı sıklıkla gerçekçi değildir,ama yüzeysel bir üne kendisini “bulaştırır”. Narsisistik bir hasta pazartesi oturumuna şu anlatımda başlamıştır:

Biliyorsunuz  geçen hafta Washington’a gitmiştim. İnanılmaz bir kazanım yanından geçtim.Bir kamyon ve bir araba önden çarpışmıştı. Oturan iki kişide ağır yaralanmıştı. Birçok kişi durmuş, arabalarından inmiş kaza alanında dolanmaktaydı. Ben, inanılmaz  bir şekilde o kalabalık içinden manevra yapabilen, dünyanın en iyi arabasına sahibim. Ama buna rağmen durdum ve ne olduğuna baktım.İnanılmaz güzel bir bayan orada duruyordu ve bana baktı (Hasta,yaralılara ilgili hiçbir acıma duygusu veya ilgilenme davranışı göstermemişti.). Orada dururken rüzgar çıktı ve bir toz parçası gözüme kaçtı.İnanılmaz yanıyordu. Orada bir hastaneye gittim ve gözlerimi muayene ettirdim (Ruhçözümleyici  bunu, kaza sahnesinin hastaya kendi yaralanabilirliğini anımsattığını ve her şeyin yolunda olduğunu onaylatmak istediği şeklinde yorumladı.). Gözlerim iyiydi. Düşünün bir! Bu hastanede daha önce Birleşik Devletler Başkanı sağaltılmıştı.Önceden başkanın bulunmuş olduğu odadaydım( büyüklük ve erdem ile bulaşma). Bana senatör X’in de bu yakınlarda bir çiftliği  Geçen gün onun konuşmasını dinlediniz mi? Benim şiirlerimde kullandığım vurgunun aynısını kullanıyordu. Daha sonra Washington’a gittim ve şimdiye kadar var olanların en güzeli olan bir hostes ile buluştum.Birlikte inanılmaz bir havası olan,Washington yüksek sosyetesinin uğrak yeri bir restorana gittik.Bana Robert Redford’a benzediğimi, hatta ondan daha çekici olduğumu söyledi.  İnanılmaz  bir hafta sonuydu yani. İddiaya girerim ki, sizinki (ruhçözümleyicinin) benimkine göre çok sıkıcı geçmiştir”.

Duygusal Dağarcık

Narsisistik kişilik örgütlenmesi olan kişilerin kıskançlık,öfke ve tutku gibi duygularla ilgili dağarcıkları oldukça sınırlıdır.Hatta üzüntü,pişmanlık ya da şükran duyguları  çok azdır;neredeyse hiç duyumsanmaz. Cullander (1988), kıskançlığı narsisistik hastaların tipik duygusu, “en acı veren duygusu” olarak tanımlamaktadır.Melanie Klein (1975) göre, kıskançlık ölüm dürtüsünün duygusal simgesidir. Melanie Klein a göre kıskançlık doğuştan itibaren ( birincil ) vardır ve şükran, kıskançlığı örtmeye yaramaktadır.Yine başka bir çok modern yazar, kıskançlığın doğuştan var olan yıkıcı isteklerin bir ifadesi oluğunu belirtmektedir.Volkan, onların bu görüşünü kabul etmiyor.Kıskançlığın, öfke ve hırs gibi, değerlilik duygusunun düzenlenmesindeki engellenmelerden kaynaklandığını düşünüyor.Çocuğun kendilik ve nesne tasarımlarının ayrışıp, birbirlerinin karşıtı kendilik ve karşı gelen nesne tasarımlarının bütünleştiği  evrede, kendilik değerinin düzenlenmesindeki zedelenmeler kanımızca kıskançlığa neden olmaktadır.

Patolojik  büyüklenmiş kendiliği oluşturmuş bir çocuk, kendilik değeri daha çok olan insanlara karşı bununla bağlantılı olarak kıskançlık; eğer bu kişiler kendi narsisisitik dünyasını tehdit ediyorsa öfke duyacaktır;aynı nedenle çocuk özsevisel doyumlarını sağlamayı bir tutkuya dönüştürecektir .

Buna karşın, büyüklenmiş veya aç kendiliği baskın bir kişi, şükran , pişmanlık veya üzüntü duyamayacaktır. İstediği her şey üzerinde hakkı olduğu inancı nedeniyle de herhangi bir şey için şükran duymasına da gerek yoktur.

Her şeye hakkı olduğu inancının şu nedenleri vardır:Hastanın temel amacı büyüklenmiş kendiliğin sürdürülmesidir. Bunun sağlanamaması, hastanın korku ya da depresif duygular yaşamasına neden olmaktadır. Büyüklenmiş kendiliğin sürdürülmesine, dünyanın, hastaya her dilediğini vermeye borçlu olduğu duygusu da eşlik etmektedir. O böylesine tümgüçlü iken, diğerleri onun dileklerini yerine getirmek için vardır. Her şeye hakkı olduğu inanışı, büyüklenmiş kendiliğinin bozulmamış ve kalıcı olduğunu onaylamaktadır.

Buna karşın değersiz(aç) kendiliği olan hasta, kurban olduğu durumlarda böylesi bir hakkının olduğunu duyumsar. Kurban oluş mazohistik – narsisistik hastaya kimliğinin bozulmadığı güvenini vermektedir. Bu nedenle korku, şükran duygusu ya da depresif duygular yaşaması gerekmez.

Hastanın isteklerinde haklı olduğu inancı, büyüklenmiş  ya da aç kendiliğinin isteklerini doyurma çabası , onu sadizm ya da mazoşizme bile götürebilir. Başka bir insanı, ona uygun olanı elde etmek için, yaraladıklarında ( sadizm ) pişmanlık ya da üzüntü duymak için hiçbir nedenleri yoktur.Bu, yine her şeye hakkı olduğu duygusundan kaynaklanır.Mazoşistik bir hasta ise,  mazoşistik gereksinimlerini doyurmak için bir kişiyi kendisine zarar vermeye veya yaralamaya zorlarsa, yine pişmanlık,üzüntü ya da depresif  duygular duyumsamayacaktır. Çünkü bu duygular ikincildirler; aslında aç kendiliğini ve böylece kimliğini korumak için, haksızlıkları toplama  hakkı olduğu kanısından kaynaklanmaktadır.

Kohut (1972), narsisistik öfke üzerine yazmıştır.Kohut’a göre, narsisistik öfkeye eşduyum(empati) yapamayan bir annenin yetersizliği neden olmaktadır. Annenin bu eksiği, çocuğun gelişen benliğine, içindeki büyüklenmiş kendiliğin sınırlanmasını olanaksızlaştırmaktadır. Kohut’un  eşduyumdan yoksun anne gözlemini doğru buluyor, buna karşın önceden de değindiğimiz gibi, öfkenin, çocuğun eşduyum yapamayan, beğenisi eksik bir anneye tepkisinin ötesinde anlamlar taşıdığını düşünüyoruz.Sonuç, çocukla ilgili özelliklerden de etkilenmektedir.Klinikte, süreğen olarak şiddetli kıskançlık gösteren ve öfkeli görünen hastalar izlemekteyiz. Bunlar genellikle kincidirler ve sadistik  karakter özellikleri göstermektedirler.Bach’ın (1977) bahsettiği gibi, diğerleri tipik olarak daha fazla dış çevreye tepki vermektedirler  ve yoğun ruh hali dalgaları göstermektedirler. Bu hastalar bir an, bir başkasının kendileri için istediği şeyi elde ettiklerini anladıklarında, kıskançlıktan patlayacak duruma gelirken,bir diğer an, (veya bir gün sonra veya bir hafta sonra) rakiplerini değersizleştirecek bir neden bulur bulmaz yine büyüklenmenin sarhoşluğuna kendilerini kaptırabilirler.

Ailesel Dinamikler

Volkan(1982), Charlottesville’de, 1975 – 1981 yılları arasında yaptığı psiko-analitik psikoterapi çalışma gruplarındaki olgularda ve ruh çözümlemesine aldığı, ileriki yıllarda narsisistik kişilik örgütlenmesi geliştirmiş olan hastalarda tipik bir aile dinamiği saptamıştır.Bu hastalar bebeklik veya çocuklukta soğuk, vermeyen bir anne tarafından duygusal açlığa bırakılmış kişilerdir.Buna karşın, benzer yoksunlukları yaşamış borderline kişilik örgütlenmesi veya şizofren hastalara göre daha az örselenmişlerdir. Olasıdır ki, daha sonra narsisistik olan hastalar, birinci yaşın sonuna doğru veya ikinci yaş sürerken soğuk anneye, patolojik savunma manevrası olarak narsisistik örgütlenme çekirdeği geliştirerek tepki vermişlerdir.Biz, Modell (1976) ile benzer şekilde, çocuğa kendilik duygusunu geliştirdiği bir anda zarar veren ruhsal örselenmenin, çocuğu erken olgunlaşmış ve yaralanmış ve tüm güçlülük düşlemleriyle korunan bir  özerkliğe götürdüğünü düşünmekteyiz.

Buradan yola çıkarak, bu hastaların çocukken annelerinden gelen aşırı karışmalara ve sınır aşımlarına karşı bir kalkan oluşturmak zorunda kaldıklarını söylemek olasıdır.

Bu anneler soğuk ve verici olmayışlarına karşın, çocuklarını (geleceğin narsisistleri) yine de biraz “farklı” görmektedirler; bu,diğer kardeşlerinden daha güzel oldukları veya “ailenin adını kurtaran” olmaları gerektiği ya da annenin,çocuğu kendi narsisistik gereksinimlerinin doyumunda kullandığı için olabilir.Örneğin, yas tutan bir anne çocuğunu ölmüş kardeşleriyle bir bağ olarak görebilir. Annenin tasarımında bu çocuk daha başından beri ölümsüz ve tümgüçlüdür. Acısı, onu anne olarak soğuk ve ulaşılamaz yapsa da, kendi ruhsal gereksinimlerine cevap verebilmek için, çocuğuyla yoğun bir ilişki içindedir.

Kendi ülküleştirdiği babasını arayan katı Katolik bir anne, oğlunu tasarımında özel biri yapmıştır:Oğlunun ileride kesinlikle Papa (ülküleştirilmiş baba) olacağıyla ilgili düşlemi vardır.Oğlunun özel biri olacağına dair algısı, anne – çocuk etkileşimi yoluyla  çocuğun gelişen kendilik sistemine aktarılarak, Kernberg’in (1975,1976) deyimiyle, ona özel bir “gerçek kendilik”  vermiştir. Böyle bir çekirdekte, ileride soğuk anne ile etkileşimi yansıtan değersiz kendiliğin ve değersiz nesnelerin tasarımları ayrı tutulurken, patolojik büyüklenmiş kendiliğin ülküleştirilmiş kendilik ve ülküleştirilmiş nesne tasarımları yapılanmaktadır. Böyle bir çocuk ödipal yaşa gelir, bir tarafta devam eden tümgüçlü kendilik tasarımını, diğer yanda “aç” kendilik tasarımını sürdürürse, ödipal baba imgeleri yanında ödipal kendilik imgeleri de bölmeden etkilenmektedir.Çocuk, ülküleştirilmiş baba tasarımını kendi kendilik taslağına almaya çalışmaktadır ve bu nedenle babanın değersiz görünümlerini bölmektedir.

Bu konuyla ilgili değişik görüşler de vardır. Örneğin, bir çocuk değişik analık biçimleriyle karşılaşmışsa (  Volkan ve Ast 1992), çocuk annesinin kötü ve iyi yanlarıyla baş etmekte zorlanır.Böylesi bir çocuk için karşıt özellikteki nesne tasarımlarını birleştirmek zor olacaktır; çünkü çocuk istediği bir şey için, bir anne tarafından düş kırıklığına uğratılırken, diğerinden onu elde edebileceğini erken yaşlarda öğrenmiştir. Bu alan ve almayan kendilik tasarımlarının birbirine bağlanması oldukça zordur. Çocuğun  bölme düzeneğini kullanması, içinde bulunduğu aile dinamiği ile şiddetlenir. Farklı annelerle aşırı iyi deneyimler toplayabilen çocuk, bu bakımdan, sanki kendini hiç reddetmeyen bir anne figürü sürekli varmış gibi, kendisini özel bir kişi olarak duyumsar. Böylesi garanti altındaki doyumlar aynı şekilde büyüklenmiş kendiliğin kristalize olmasına da yaramaktadır.

Kaynakça:Özsevinin Dokusu, Vamık D.Volkan,Gabriele Ast,2007

Paylaş

Gelisim Psikiyatri