Depresyonu(Çökkünlük) Nedenleriyle Anlamak

Depresyonu(Çökkünlük) Nedenleriyle Anlamak


Depresyon, insanın yaşama istek ve zevkinin kaybolduğu,kişinin kendisini derin bir keder içinde  hissettiği, geleceğe ilişkin kötümser,karamsar düşünceler,geçmişe ilişkin yoğun pişmanlık,suçluluk duygu ve düşüncelerinin taşındığı, bazen ölüm  düşüncesi,bazen ölüm girişimi ve sonuçta ölümün olabildiği, uyku,iştah,cinsel istek vb. ilgili fizyolojik bozuklukların olduğu bir hastalıktır.

Ayrıca depresyonda dünyaya karşı  ilginin azalması ve kaybı,diğer insanlara yatırım yapma veya bağlanma kapasitesinin  kaybolması;kendini ayıplama,kınama,kendine serzenişte bulunma,sitem etme ve kendini aşağılama,hor görme gibi  duygularla bir arada olan ciddi benlik saygısı ve kendilik değeri düşmesi saptanır.

Depresyon;normal,geçici,anlık birduygulanımdan bir hastalığın  herhangi bir belirtisi ya da tam anlamıyla bir psikiyatrik bozukluk olarak ele alınmaya kadar bir çok şeyi kapsayabilen bir kavram olarak kullanılabilmektedir.Bazen günlük düş kırıklıklarının bir yansıması,doğal yaşantı,bir uyum yanıtı veya insan varlığının ölümle yüzyüze geleceği gerçeğine evrensel bir tepki olarak ortaya çıkabiliyor.Bazı varoluşsal krizler, ağır depresyonu tetikleyebilir. Depresyon, bebeklikten yaşlılığa;hayatın her döneminde olabilir.Bebeklikte, hastanede yatırılan bebeklerde anne yoksunluğuna bir tepki olarak anaklitik depresyon,delikanlılık döneminde intihar riski yüksekliği ve karmaşık belirtilerle birlikte,erişkin ve yaşlılık döneminde de yine kendilerine özgü değişik belirtilerle ortaya çıkar.Mizacın elemli-depresif oluşu yaşla değişmez.

Depresyon oldukça yaygın bir hastalıktır.Herhangi  bir zamanda depresif belirtiler gösterenlerin oranı yaklaşık % 15-20 dir.Bu oran içinde yer alanların en azından % 12 sinin  yaşamlarında herhangi bir zaman tedavi gerektirecek kadar ağır olduğu  saptanmaktadır.Yetişkin nüfusun yaklaşık % 20 si yaşamlarının bir döneminde depresif bir hastalık geçirmeye yatkındır.Yapılan çalışmalar, depresyonun son 25 yılda 10-20 kat arttığını göstermektedir.Depresyonlu hastalar psikiyatri servislerinde yatan hastaların yaklaşık % 75 ini  oluşturmaktadır.

Gözleme dayalı verilerin desteklediği düşünceye göre yaşam olayları ve çevresel stres vericiler önemli klinik  depresyonun gelişmesine neden olurlar.Örneğin, eş kaybı sıklıkla bir depresyon atağının başlamasında saptanabilen bir yaşam olayıdır.11 yaşından küçükken bir ebeveynini kaybedenlerde erişkin yaşamlarında depresyon geçirme riski daha fazladır.Bazı araştırmacılar,erken çocukluk çağında kayıp ya da ayrılmaların gerçekten beyindeki sinir hücreleri reseptörlerini duyarlı hale getirdiklerini ve bu yüzden erişkinlikte mizaç bozukluğuna yatkınlık oluşturduklarını öne sürmektedirler.

Bir depresyon atağının ortaya çıkması için her zaman çok etkileyici [şok edici] ani bir olayın olması gerekmez.Süregen stres veya  çevresel kökenli çökkünlük hipotalamus-hipofiz-adrenal [HHA] ekseninde uyarı yanıtında  katekolaminerjik sistemde değişimler ortaya çıkarabilir.Psikososyal etkilerin nörofizyolojik etkenler üzerine etkileri araştırılmaktadır.Yapılan deneylerde annelerinden uzun süre ayrılan maymun yavrularının bazılarında nörobiyolojik değişiklikler görülmüştür.Değişmeler noradrenerjik reseptörlerin duyarlığında,hipotalamik serotonin  salınımında ve plazma kortizol düzeylerinde ısrarlı artış gibi  değişiklikleri içermektedir.Beyin opiat reseptörlerinin  duyarlılık ve  sayısında da tekrarlanan ayrılmalardan dolayı önemli etkilenmeler olmaktadır.Anneleriyle ya da kardeşleriyle tekrar bir araya getirilirse  yavru maymunların bazı değişiklikleri geri dönmekte [reversibl] bazıları ise geri dönmemektedir.Ayrılıkların belirli gelişimsel dönemlerde az ya da çok hasar yaptığı [olası ki sinir sistemindeki myelinizasyon ile korelasyon içinde] görülmektedir.

Bütün bu biyolojik verileri göz ardı etmemek gerekir ama insanın maymun vb. bir deney hayvanından farkının olduğu, biyopsikososyal bir varlık olmanın ötesinde,aynı zamanda varoluşsal-ontolojik bir varlık  da olduğu unutulmamalıdır.

Hiç bir biyolojik yatkınlık,genetik yüklülük,çevresel maddi-manevi olumsuz bir olay olmaksızın,yaşamını anlamlandırma ontolojik sorunsalı nedeniyle de bir kişi depresyona girebilmektedir.Bu kişide yatkınlık vb. biyolojik bir durumun olmadığını  kanıtlamak ne kadar zorsa  biyolojik denilip geçilen  bir çok depresyonlu hastanın yaşadığı ama saptama güçlüğü çekilen psiko-sosyoontolojik bir etkenin olmadığını  belirtmekte o kadar zordur.

Nedeni tam olarak bilinmese de, Batı endüstri toplumlarında kadınlarda depresyon görülme sıklığı erkeklerin yaklaşık iki katıdır.Bunun bizim toplumumuz için de geçerli olduğu belirtilmektedir.

Depresyon oluşumunu açıklayacak tek etkenin olduğunu söylemek olası görünmemektedir.Ama farklı bir çok etken arasındaki etkileşimden kaynaklandığı söylenebilir.Depresyonun başlaması ve sürmesi çeşitli biyolojik,çevresel ve psikososyal değişkenlerle ilişkili görülmektedir.Bunlar nörotransmitter  işlevlerinde bozulmalar,ailede depresyon veya alkolizm  öyküsünün olması, erken ebeveyn kaybı, veya ihmali,yakın zamanda olumsuz yaşam olayları, eleştirici ve düşmanca davranan eş,yakın,güven verici ilişkinin olmaması,yeterli sosyal desteğin  olmaması,uzun süreli özdeğer yetersizliğini  içerirler.

Depresyonda hastalığa neden olan çok çeşitli yollar veya  anormalliklerin varlığından kesin olarak söz edebiliriz.Genel bir kaynakta toplanan  bu yollar ve anormallikler affektif hastalığı(duygudurum hastalığı) olarak adlandırılır.Bu kaynak sanki tek hastalık  nedeniymiş gibi görünür.Oysa bir tür nihai ortak yoldur.

Bazılarında sirkadiyen ritmin kontrol mekanizmalarında görülen  eksiklikler asıl sorunu oluşturmaktadır.Diyerlerinde ise sorun disfori kontrol sistemindeki bir anormallik gibi görünüyor.Bir başkasında ise sorunun psikososyal  olayların kontrol sistemi üzerinde olan sürekli baskısından kaynaklandığını görebiliriz.

Birçok depresyon tipi ve her biri için ayrı nedenler olduğu  söylenebilir.Bunlar temelde biyolojik,psikolojik ya da her ikisinin birlikte olduğu bir nedenle olabilir.İnsanın biyo-psikososyal bir bütün olduğu göz önüne alındığında  böyle olması kaçınılmazdır.Ayrıca insan aynı zamanda ontolojik bağlam içinde olan varoluşsal bir varlıktır.Böyle olduğundan dolayıdır ki varoluşsal sorunların,insanın kendi yaşamının anlamını  sorgulayışının da ortaya çıkarabildiği depresyonlar olabilmektedir.

Depresyon terimi en ağır psikotik hastalıktan nörotik,normal sınırlar içinde ılımlı bir mizaç bozulmasına kadar geniş bir klinik bozukluklar yelpazesini kapsar.

Temel  psikanalitik buluşlar,psikotik depresyonlular, özellikle manik-depresif doğada olanların 20. yüzyılın ilk çeyreğinde aktif olarak  analitik yolla tedavi edilmelerinden  elde edilmiştir.

Depresyon veya maninin psikodinamik nedenlerine ilişkin  herhangi bir tartışmada,psikodinamik etkenlerin biyolojik ve nörofizyolojik etkenlerden yalıtılmasından kaçınılmalıdır.Psikolojik durumlar;sorunlar,kaygılar-gerçek veya düşsel kayıp,beklentilerin gerçekleşmesindeki  yetersizlik,sorunlu ilişkiler gibi-beyindeki nörotransmitterlerin dengelerindeki önemli değişmelerle sonuçlanan nörokimyasal ve nörofizyolojik değişmeleri tetikleyebilir.

Gözleme dayalı  çalışmalarda,melankolili ağır depresyonlu hastaların yaklaşık dörtte üçünün,hastalık başlamadan önceki  birkaç ay içinde stres verici bir olay yaşamış oldukları kendileri veya çok yakın akrabalarından biri tarafından belirtilmiştir. depresyon olgularının çoğunda hastalık nedenini kişilerarası,çevresel ve psikolojik streslerle  özdeşleştirebilir ve böylece patogenezin nedensel etkilenmelere yanıtta beyin işlev bozukluğu olduğu sonucuna varılabilir.Psikolojik stresörler ve kişilerarası olaylar tedavide gözden uzak tutulmamalıdır.Psikoterapide ilişkilere dikkat etme hastalığın tekrarlanması açısından özgül bir koruyucu etkiye sahip gibi görünmektedir.Hastanın reçetesine yazılan ilaçların uygun kullanılması,işbirliği de psikolojik etkenlerden etkilenebilir.

Psikoterapötik yardımın her tür depresyon  tedavisinin  bir parçası olabileceği belirtilmektedir.

Yararlanılan kaynaklar: Depresyon Psikoterapisi Doç.Dr.Yusuf Alper

Paylaş

Gelisim Psikiyatri