Alt Düzey Özgül Savunmalar

Alt Düzey Özgül Savunmalar


BÖLME (SPLİTTİNG)
Alt düzeydeki özgül savunmaların merkezini oluşturur.Yadsıma,ülküleştirme,yansıtmalı özdeşleşme,değer verme-değersizleştirme ve tüm güçlü kılma, bölmeyi destekleyen diğer alt düzey savunmalardır.Volkan (1976) bunlara aşırı değer vererek ya da değersizleştirerek nesnelere egemen olmayı ve duygu boşalımını da eklemiştir.
Bölme alt düzeydeki özgül bir savunma olduğu kadar, güçsüz bir benliğin temel belirtisidir.Güçsüz benlik bölmeyi kullanır, bölmeyi kullanmak onu daha da güçsüzleştirir,bu da bölmeyi daha fazla kullanmasına neden olur. Bu kısır döngünün ruhsal gelişim üzerindeki etkileri çok olumsuzdur.Bölme normal gelişimin ikinci ayında ortaya çıkar,üçüncü yıldan sonra yerini bastırma alır. Uygulamalarda ambivalans ile karıştırılan bir savunma düzeneğidir.Ambivalans daha sonraki gelişim döneminde belirir,oysa bölme daha önce (2 aylıktan 3 yaşına dek) ortaya çıkar. Ayrıca bir savunma düzeneği olarak bölme, yapısal bir bozukluğun sonucudur.İkili ilişkiler,yoğun ilkel duygular ,ilkel tasarımlar ve alt düzeydeki diğer savunmalarla birliktedir. Ayrıca bölmede tümdenlik niteliği vardır,yani bölünen ögeler arasındaki sınırlar keskindir. Ara ya da orta konumlar yoktur. Bölme sonucu “tümden iyiler” ve “tümden kötüler” ortaya çıkar, “biraz iyi” ya da “biraz kötü “ ye rastlanmaz.
Doyum ve engellenmeler,olumlu ve olumsuz yaşantılar sonucu bu bütün, “iyi kendilik-nesne” ve “kötü kendilik-nesne” birimlerine ayrımlaşır.Kernberg bu birimlerin daha ileri bir aşamada “iyi kendilik” ve “iyi nesne”, “kötü kendilik” ve “kötü nesne” tasarımlarına ayrımlaştığını ve bir sonraki aşamada iyi ve kötülerin bütünleştiğini belirtir. Benliğin bütünleştirme (integration) yetilerinin ketlendiği, güçsüz kaldığı,yetersiz olduğu durumlarda iyi ve kötüler bütünleşemez ve birbirlerinden ayrı oluşları sürer.Benlik,bu yapısal bütünleşme bozukluğunu bir savunma olarak kullanır.Kernberg birbirleriyle bütünleşmeden kalmış,karşıt yapısal birimlerin savunma amaçlı olarak etkin bir biçimde ayrı tutulmasına bölme adını vermiştir. Bu savunma düzeneğinin bir amacı iyi annenin kötülerden korunmasıdır.iyi anne tasarımının korunması onun kötü,yıkıcı ve tehlikeli ruhsal ögelerden etkin bir biçimde uzaklaştırarak sağlanmaktadır. Ama tıpkı diğer savunma düzeneklerinde olduğu gibi ,bölmenin asıl amacı kişiyi istenmeyen,korkutan ve bunaltı veren duygulardan,tehlikeli uyaran ve tasarımlardan korumaktır.Koruma,korku veren(kötü) uyaran ya da tasarımların iyilerden ayrı tutulmasıyla sağlanır. Alt düzeydeki savunmalarda da üst düzeydekilerde olduğu gibi korku veren ve istenmeyen ögeler alt bilince atılmazlar. Sadece iyi ve kötülerin birbirlerinden uzaklaştırılması söz konusudur. Bölmeyi kullanan ve terapistini bir süre tümden kötü, başka bir zamanda da bir süre tümden iyi nitelikleriyle algılayan hasta, onu değişik zamanlarda değişik algıladığının bilincindedir.Terapistin değişik zamanlardaki değişik özellikleri bölme ile altbilince atılmamakta ,yani bilinçten uzaklaştırılmamaktadır. Bölme ve onu destekleyen alt düzeydeki özgül savunma düzeneklerini başarısız kılan bu nitelikleridir.
YANSITMALI ÖZDEŞLEŞME (Projective Identification)
Yansıtmalı özdeşleşme,psikozlar ve borderline bozukluklar gibi ağır benlik bozuklukları gösteren hastalara özgü,alt düzeyde bir savunma düzeneği olarak anlaşılmaktadır.
Yansıtmalı Özdeşleşmenin Tanımı
Yansıtmalı özdeşleşme aşamalı olarak ve bir dizi işlemle gerçekleşir.Önce bunaltı uyandıran ruhsal ögeler (dürtüler,kötü kendilik ve nesne tasarımları) dış nesneye (yansıtılan kişi) yansıtılır.Yansıtma ile bunaltı ve korkular ortadan kaldırılmaya ya da şiddetleri katlanabilecek düzeye indirilmeye çalışılır. Bu işlem sonucunda yansıtılan kişi yansıtılan tehlikeli ruhsal ögelerin niteliklerini kazanır.İç dünyasında yıkıcı,bozucu ,sevmeyen ve değersizleştirilen nesne tasarımlarını taşıyan hasta bunları başka birine yansıtarak onu yıkıcı , bozucu, sevmeyen ve değersizleştiren biri olarak algılar.Artık korkutucu ruhsal ögeler özde (içeride)değil dışarıda,başkasındadır. İstenmeyen ruhsal ögelerin dışarıya taşınması yoğun korku ve bunaltıyı ne azaltır, ne de ortadan kaldırır. Çünkü benlik sınırlarının geçirgen olması, yansıtmayı yapan kişinin yansıtılan ruhsal ögelerle ilintisinin sürmesine neden olur.Bu nedenle yıkıcı,bozucu ,sevmeyen ve değersizleştiren ve tehlike doğuran kişi (yansıtma nesnesi)yoğun bir biçimde kontrol edilir.Öte yandan kontrol edilen yansıtma nesnesi (terapist)hastanın katlanamadığı ögeleri içine alarak onları daha derinden duyumsar.Deneyimli terapistler bunların ne denli dayanılmaz ve katlanılmaz olduğunu bilirler.Düzeneğin tanımlanmasında yansıtma, yansıtılan ögelerle ilintide kalma,yansıtılmış olanın yeniden içselleştirilmesi,yansıtma nesnesinin tehlikeli bir görünüm alması, yansıtma nesnesinin kontrolü gibi bir sıranın izlenmesi savunmanın aşama aşama geliştiği izlenimini verebilir.Ogden’de (1979) yansıtmalı özdeşleşmenin üç aşamadan geliştiği görüşündedir.Aslında bu süreçlerin böylesi aşamalardan geçmesi gerekir,ancak klinik deneyimler bize bu savunma işleminin çok hızlı işleyebildiğini de göstermektedir. Bu hız,işlemi belirleyen süreçlerin aşama aşama mı yoksa eş zamanlı mı geliştiği sorusunu gündeme getirmektedir.
YADSIMA (Denial)
Alt düzeydeki savunma düzenekleri bölümünde anlatılması ,yadsımanın sadece ilkel bir savunma olduğu anlamına gelmemektedir.Çünkü yadsıma , hangi düzeyde olursa olsun, tüm savunmalara eşlik eden, çok yaygın bir savunma düzeneğidir. Ruh çözümlenmesinde bastırmanın dürtülerden (içeriden),yadsımanın ise çevreden(dışarıdan) gelen tehlikeye karşı kullanıldığı düşüncesi yaygındır . Ayrıca bu çevrelerde bastırma ile yadsımanın kesin bir ayrımı da yapılmaya çalışılır. Bu görüşlere tümden katılmak ve onları onaylamak güçtür.Çünkü savunmaların hiçbiri yalnız başına kullanılmaz.Ayrıca ölümcül hastalıklar, özkıyım (intihar), anoreksiya nervoza ve bir savunma olarak özgecilikte (altruizm) yadsıma iç tehlikelere karşı kullanılır. Aslında yadsıma kendilik ve nesne tasarımlarının,iç ve dış uyaranlarının,gerçeğin,anıların ve bunlara eşlik eden duyguların seçici ve sınırlı olarak algılanmaması ya da algılanmak istenmemesidir.
Gerçeğin acılığı, istenmeyen duyguların yoğunluğu ve benliğin katlanma gücü bu seçiciliğin belirleyicileridir.Gerçek,bazen acıya neden olmasa da , ciddiyeti ve ağırlığı nedeniyle yadsınabilir. Böyle durumlarda gerçek,kaldırılması zor bir yük olarak algılanmaktadır. Yükün fazlalığı bunu taşımaya hazırlıklı olmayan bir benlikte önlem alma gereksinimi doğurabilir. Yadsıma çocukluk döneminde çok kullanılan ve taşınacak yükün ayarlanmasında etkili düzenektir.Bu etkinliği ergenlik dönemine dek normal işlevlerden biri sayılmaktadır. Tıpkı bölmenin bir ile dört yaşları arasında normal gelişim sürecinin bir parçası sayılması gibi. Bu yaşlarda bölme ve yadsıma, çocuksu gelişmemiş benliğin yükünü azaltmak amacıyla kullanılabilirler. Bazen korku ve acıların şiddeti,katlanma gücü yüksek kişilerde de yadsımayı bir süre gerekli kılabilir.Birdenbire gelen yitimlerde,büyük acılar ve katlanılamayacak yaşlarda olduğu gibi. Yadsınan ruhsal ögelerin nicelik ve nitelikleriyle, bunlara eşlik eden savunmalar yadsımanın gelişim düzeyini belirler.Örneğin bölme ile birlikte yoğun duygular ve ilkel tasarımların yadsınması bu savunmanın alt düzeyden geldiğini düşündürür.Bu yönüyle bölmenin önemli bir yardımcısıdır.Bölmede görülen,birbirlerinin karşıtı duygu ve tasarımların etkince birbirlerinden ayrı tutulması işlemine kötü, korku veren duygu ve tasarımların yadsınması da katılır. Böylece işlem güçlendirilmiş olur.Bu güçlendirmeye karşın istenmeyen ögeler bilinç alanından uzaklaştırılmaz.Daha doğrusu hastalar istenmeyen ögeleri yadsır ama bu onların bilinç dışına itilmelerine yetmez. Yadsıma bu nitelikleriyle de alt düzeyde başarısız savunma düzenekleri kümesine katılır .
Yadsıma günlük yaşamda kullanılan, unutmayı kolaylaştıran ve rahatlık sağlayan savunma düzeneklerinden biridir. Ülkemizde başka ülkelere kıyasla daha çok kullanıldığı kanısındayım.Histerik kişilik yapısındaki kişilerin yaygın kullandığı, onlara özgü bir savunma düzeneğidir.bu insanlar acı ve üzüntülerini çocuksu davranışlarla yadsırlar.Yadsınan ögeler kişiye bir rahatlık verse de çevre tarafından kolayca algılanırlar.Bu nitelikleri yadsımanın psikoterapi uygulamalarında anlaşılması ve işlenmesini kolaylaştırır.Bazen yadsımayı işlemek yerine, kullanan kişiye zaman tanımak yerinde bir yaklaşım biçimidir.
İLKEL ÜLKÜLEŞTİRME (Primitive Idealization)
Ülküleştirme “iyi” ve “olumlu” ruhsal ögelerin,önem verilen bireysel ve toplumsal değerlerin bir nesneye yansıtılarak onun olduğundan daha yüce niteliklere büründürülmesidir. Hastalar yansıtma yoluyla olduğundan daha yüce niteliklere büründürdükleri (ülküleştirdikleri)kişiyle yakınlık kurarak, onun bir parçasıymış gibi davranarak, bu yüceliğe katılırlar.Katılımın amacı değersizlik, eksiklik ve yetersizlik duygularının azaltılmasıdır. Bu, bir savunma düzeneği işlevini görür.
DEĞERİNİ YÜKSELTME,DEĞERSİZLEŞTİRME,TÜMGÜÇLÜLÜK (Overvaluation, Devaluation ,Omnipotence)
İlkel ülküleştirme,değerini yükseltme,değersizleştirme ve tümgüçlülük birinin olmadığı yerde diğerinin etkisiz kaldığı, birbirlerine çok yakın düzeneklerdir.Temel amaçları değersizlik duygularının, küçük, güçsüz ve önemsiz olma düşüncelerinin verdiği rahatsızlığın azaltılmasıdır.
Narsisistik sorunları olan kişilerin yeğledikleri savunma düzenekleri arasında yer alırlar. Kanımca narsisistik sorunlarla değerlilik-değersizlik duyguları, büyük-küçük ve güçlü- güçsüz tasarımlar arasında doğrudan bir bağlantı vardır.
Kişi kendi değersizlik duygularını başkalarını değersizleştirerek ortadan kaldırmaya çalışır.Kendi değerine inanan kişi başkalarını değersizleştirme,horlama ve aşağılama gereği duymaz.
Kaynaklar: Nevrozlar-1, Doç.Dr.Celal Odağ,1999

Paylaş

Gelisim Psikiyatri